Dudaklarda Oluşan Zarif Perde

Haldun Taner’in 1978 yılında yazdığı bir denemenin adı şöyle: “Çok güzelsin, gitme dur” Sonradan denemelerinden oluşan kitabının da ismi oluyor. Cümlenin güzelliğine bakar mısın; “Çok güzelsin, gitme dur” Bir kadın çok güzelse bence de gitmemeli… Hem güzel kadınlar gittiklerinde, arkalarında ne bıraktıklarını bilselerdi, o kör olasıca vicdanları gitmelerine izin vermezdi. Böyle düşünmek istiyorum ama emin de değilim. Hem TolstoyKadın öyle bir konudur ki, onu ne kadar incelersen incele her zaman yepyenidir.” demiyor muydu!

Aydoğan, biliyorsun sana mektup yazdığım için çok eleştirildim. Başta sitedeki yazarlar olmak üzere, arkadaşlar ve okuyucular tarafından mektup yazacak başka birini mi bulamadın, hem neden bir erkeğe mektup yazıyorsun tarzı eleştiriler aldım. Bu sebeple mektubumu sana değil Elif, Büşra, Hazan, Umut, Canfeza, Dilderen ve ismini bilmediğim kadınlara yazmak istiyorum. Aydoğan seni niye kıskanıyorlar sahi?

Halil Cibran’ın Mey Ziyâde’ye yazdığı “Aşk Mektupları” pek meşhurdur. Cibran’ın kendi öz benliğini ortaya koyduğu ve aşkını ilan ettiği bu mektuplar beni hep etkilemiştir. Bir mektubunda Cibran kadınlar için şöyle der: “…ister Lübnanlı ister İtalyan olsun; o gülen kadın, dudaklarının oluşturduğu o zarif perdenin altında sonsuzluğun sırlarını saklamak için gülmüyor mu?”

Halil Cibran ruhunun mağaralarından bahseder. İnsanlardan bıktıkça sığındığı ruhunun mağaraları… Fakat Halil Cibran sevdiklerinden birinin o mağaraya girmeye cesaret ederse göreceği manzaranın dizleri üstüne çökmüş ve dua eden bir insanın olacağını da söyler. Cahit Zarifoğlu Yaşamak kitabına “Ne çok acı var!” diye başlıyordu. Ne çok acı var!

Düşünsene, Halil Cibran sürekli kitaplar yazmakta ve edebiyat mahfillerinden övgüler almaktadır ama bu övgüler onun hiç de umurunda değildir. İşte büyük övgülerden sonra yazdığı cümle; “Tüm dünyanın beğenisini kazandığı halde, Mey’in takdirini yitiren bir adamın kazancı ne olabilir?Mey Ziyâde’nin takdiri neden bu kadar önemlidir sence? Bir edebiyatçının, dünya çapındaki eleştirmen ve edebiyatçılarının övgüsünü kazanmasından daha önemli ne olabilir ki? Bu sorunun cevabını şöyle vereyim istersen. Halil Cibran her yazdığı kitabın bir nüshasını posta yoluyla kendinden kilometrelerce uzaktaki Mey Ziyâde’ye göndermektedir. Gönderdikten sonra da yazdığı mektuplarda kitabında bahsetmekte ve Mey Ziyâde’nin kitabını okumasını istemektedir. Hatta Mey Ziyâde’nin kendisine yazdığı mektuplarda kitabından bahsetmemesi üzerine postaladığı kitaplarını tekrar postalamakta ve Mey Ziyâde’den kitapları hakkında bir şeyler söylemesini beklemektedir. Evet söylüyorum, cevap senin de bildiğin üzere şöyle; Halil Cibran hiç kimse için değil bir kimse için yazmaktadır ve o da Mey Ziyâde’dir.

Halil Cibran mektuplarının bazılarında hasretini Mey’e sorular sorarak gidermektedir; “Sizi sessizliğinizde dinleyen, sizi olduğunuz gibi anlayan ve evinizde oturmuş onunla konuşurken, size o hayatın kutsal evine gitmek üzere eşlik eden kaç kişi vardır acaba hayatınızda?” Ruhunun dilinden anlayan birini arayan Cibran, o birini bulmuştur bulmasına ama ah kavuşmak denen şu dert olmasaydı…

Bir erkek bir kadına kaç yıl mektup yazabilir dersin? Halil Cibran, Mey Ziyâde’ye yirmi yıl boyunca mektup yazdı. Yirmi yıl boyunca Mey’e duyduğu aşkı ilahî aşka çeviren ve Mey’de ilahî tecellileri gören Halil Cibran; yıllar boyunca usanmadan ve her seferinde ilk defa sesleniyormuş gibi o büyük aşkını Mey’e itiraf etti. Çünkü Halil Cibran’a göre aşk, gecenin sessizliğinde yaşanan kutsal bir törendi.

Aşkın, kişinin kendi hakikatine ermesinin yegâne yolu olduğunu gören ve haykıran Halil Cibran vefat edene kadar Mey’e mektup yazmaya devam etti. Ve evet sonucu merak ediyorsunuz; Halil Cibran ile Mey Ziyâde sadece mektuplarda konuştular, seslerini birbirlerine sadece mektuplarla ulaştırdılar ve vuslat onlar için bir kelimeden ibaret kaldı. Ama şunu da söylemeliyim; gerçek aşk ki kişiyi hakikate ulaştırır, vuslatı olmayan aşktır. Cibran’da vuslatı olmayan aşkı büyüttü yirmi yıl boyunca, satır satır kanıyla yazdı mektuplarını…

Aydoğan, mektuplarımı sana yazmaya devam edeceğim, inadım inat.

Sulhi Ceylan

DİĞER YAZILAR

7 Yorum

  • nuaym , 21/05/2015

    Çok güzelsin gitme dur! Mu?
    Zihnimde canlananlar:

    Sen güzelsin bu yüzden sana meftunum. Sen gidersen can çekişirim. Ruhum külli yara alır. Ve ben can çekişmek istemiyorum. Gitme. Güzel olmasaydın gidebilirdin. Te Allahım yarabbim.

    Aydoğna k’ya mektup yazmaya devam et sulhi ceylan.

    • Hande , 21/05/2015

      Bence nuaym güzel değil. mesele bundan ibaret…

  • Ozan Arif , 21/05/2015

    Sulhi Ceylan “güzel kadınlar gittiklerinde, arkalarında ne bıraktıklarını bilselerdi” başlığıyla konuşma yapsın.

  • Teoman Evlenmeyeydi İyiydi , 21/05/2015

    Sulhi Ceylan mektubunda Elif ve Büşra isimlerini kullanarak Fatih Atpazarı semtinde takılan İslâmcı ablalara, Hazan ismini kullanarak modern hayat yaşayan ama Müslüman olarak kendini ifade eden hanımlara, Canfeza ve Dilderen isimleri ile Huqqa taifesine selâm çakmış…

  • receb tayyib erdoğan , 20/05/2015

    bu mektup apaçık hande’ye yapılan ihanettir.aziz milletim bu içinde aydoğan k’nın olduğu oyunu asla affetmeyecektir.aydoğan k bu türlü mektuplar üzerinden yıpratılmaya çalışılmaktadır.
    buradan açık açık söylüyorum.eyy batı sen de duy.eyyy doğu sen duymasan da olur.
    eyyy aydoğan k,ne zaman dur diyeceksin bu mektuplara.

  • O , 20/05/2015

    “Doğru yolda isen “meşakkat” kavramına merhaba demen gerekiyor” der sayın yazan.

  • aşikar merve , 20/05/2015

    hakikat yolcusu iki dervişin yürüyüşünü kıskananlar da mı var?
    ne günlere kaldık ya Rab!

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir