Karanlık Çağ’ın Zindanından Aydınlık Çağ’ın Zeynep’ine Mektup

Raşit Ulaş Çetinkaya, sabırla sakladığı kavuşmalara mektup yazdı.

***

Zeynep,

Vakit epeyce oldu, aradan geçen süre zarfında dün mü iyiydim, bugün mü iyiyim, yarın nasıl olacağım bilmiyorum. Her şey öylece yerli yerine oturmuşken pazılın son parçasını kaybetmenin, kaybolan parçayı bulamamamın ıstırabını yaşıyorum. Belki çok yakınımda ama göremiyorum. Bunu acısını sen de biliyor musun?

Duydum, “uzun yola çıkmaya hüküm giymişsin” Bana çıkmayan yolların hükmü düşmüyor mu Zeynep? Ben fiyakalı acıları dermeye hüküm giydim. Hükmüm sensin, sensin hâlâ hâkim. Hep sen mi olacaksın? Sana “uzun yola hüküm giydiren” bana “şimdiden sonra ne yapsam yarabbi” dedirtiyor. “Taşınacak suyu göstermiyor”  Bu yüzden bilirim “hüzün ki en çok yakışandır bana belki de en çok anladığım” Görüyorsun hâlâ çelişkilerle dolu hâlâ kavgalıyım. Bilmem kaçıncı “şahsi harbi” yaşıyorum. Kaç hücre telef oldu, kaç saç tanesi yaşlandı, kaçı öldü bilmiyorum. Bu çağla kavgamı bilirsin, düşmanlığımı, “geriliğimi”, anormalitemi, ifrat ve tefritlerimi, harabatiliğimi bilirsin. Bilirsin ve sevmezsin. Biliyor musun, daha anormalim, daha harabatiyim, ifrat ve tefritlerim sınırlarımı zorluyor. Her şey yerli yerindeyken pazılın son parçasının olmaması beni çıldırtıyor.

Gidişler de acıdır, hem de ağır arabesk acıdır.

Senden uzaklaşmak için attığım her adımda zaman ve mekân kendini kaybediyor, şuursuz bir boşluk âleminde hep sana yaklaşıyorum. Nedendir? Üç yüz altmış derecelik açının nihai sonucundan kurtuluş yok. Bilirim Zeynep bilirim, seni bilirim kendimi bilirim, seni ve kendimi iyi bilirim.

Yaralarım hep taze ve korkarım hep tuz basacağım taze kalsın diye.

Biz Zeynep, mahşer gününe inananlar, dünya âleminin faniliğine inananlar; ebediyetin ruhumuza şümulünü biliriz ki; kavuşmalarımızı saklarız sabırla, sebatla. Demire çift su veririz bekleriz kılıç olmasını. Anlıyor musun? Sen de inanıyor musun? Bak “Selanik Türküsü” çalıyor duyuyor musun? O gülmeler gülme değil Zeynep görüyorum. Eksiksin. O gülmeler gülme değil Zeynep biliyorum. Eksiğim.

“Ruhumuzun kirlenmesi dolmadı mı
Gövdemizin kıvranması doymadı mı
Bir hınzır uyku bir şaklaban uyanıklık
Bir batında gecenin ve gündüzün kavranması
Bu nedir böyle gün mü günsüzlük mü
Hangisine kapıldık nerelere atıldık”

Dağlar kıyıya dik mi uzanıyor, paralel mi? Ne fark eder Zeynep sen nehri geçmedin ki. Korkak mıydın, hayır! Sen de cesaretin “c”si düşmüş ve parçalanmıştı. Bir parça hür olabilseydin eğer ruhun olması gerektiği yerde olacaktı. Ama unutma, Allah senin cismini ruhundan ufak bir parça ile yaşaman için bu dünyada bıraktı. Ruhunun ben kısmını yanına aldı. Benim ruhumun sen kısmı da orada Zeynep.

Zincirlerinden başka kaybedecek bir şeyin yok! Hürriyetini bekliyorum!

Bu dünya, bu modern dünya; bu çağ, bu kıyıcı ve zalim çağ bana göre değil. Ben “medeni”nin Medine’den geldiğine iman edenlerin dünyasında, sen Fransız ihtilalinin aydınlanma çağında…

Son parçayı bana getir Zeynep, her şeyi bırak son parçayı al ve gel!

DİĞER YAZILAR

2 Yorum

  • Zeyneb , 08/08/2014

    Çok güzel ve çok güzel. İlk okuduğumda bu kadar güzel yazabilen insanlar var mı demiştim ve sizi 40 yaşının üzerinde bir yazar sanıyordum, Affen :) Allah kaleminize zeval vermesin.

  • Mukerrem , 13/11/2013

    Tek kelime ile çok güzel :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir