Şehr-i Şevval’e Mektup

21 Ramazan 1436 / 8 Temmuz 2015

 Rahman ve Rahim olan Allah’ın adıyla

Ey Şevval! Sana bu mektubu yazma sebebimi ben de tam olarak bilmiyorum. Satırlarım çoğaldıkça bilinçaltımdaki amaç ortaya çıkacaktır. Şu kadarını söyleyeyim; bugünlerde hüzün, sevinç, telaş, şaşkınlık, mahcubiyet yumağıyım. Allah bu hâl-i ahvâlimi hayırlara eriştirsin.

Senle buluşmamıza az kaldı. Geri sayım başladı. Nefeslerin tutulduğu, o bin aydan hayırlı geceyi yakalayabilme umudunun yaşam sahası olan son on gün sınırlarına girmiş bulunmaktayız. Bu yolun geri dönüşü yok. Anın tekrarı olmadığı gibi. Bu zaman dilimi aynı zamanda en güzel ibadetlerden birinin, itikâfın da zamanı. Yapabilenlerin itikâflarını Rabbim kabul etsin. Cami itikâfına güç yetiremeyenler olarak bari sanal itikâfı gerçekleştirebilsek ne güzel olurdu değil mi? Son on gün internetiydi, sosyal medyasıydı, cep telefonuydu, televizyonuydu derken bizi sarıp kuşatmış teknolojiden biraz uzaklaşabilsek. Bak biraz diyorum, tamamen yapamayacağımızı bildiğimden. Sanal itikâfı biraz olsun gerçekleştirebilmek demek o mübarek geceye biraz daha yaklaşabilmek demek bence.

Sen nasılsın? Görüşmeyeli bir sene oluyor. Zaten senede bir ay gerçekleşen görüşmelerimizdir vuslatı daha da kıymetli yapan. Sen bayram ayısın, bayramı bize getiren ya da bizi bayrama götürensin. Senin kalbimizde yerin ayrı. Beni soracak olursan bayram ayı olan Şevval’e kavuşacak olmanın heyecanından ziyade “Leyletül Kadr” aramalarındayım. ‘Ama bulanlar arayanlardır’ demişler, bakalım bulmak nasip olacak mı? Öte yandan Ramazan-ı Şerif’i uğurlama ânı yaklaştıkça bir hüzün, bir keder kaplıyor ki benliğimi sorma! Bu sene kıymetlimizi memnun edebildik mi, ona olan sevgimizi ve teveccühümüzü yeterince gösterebildik mi diye merak ediyorum. Ahh, Şevvalim, o öyle bir ay ki, onu anlatmaya kelimeler yetmez! O, on bir ayın sultanı, dertlerin dermanı, gönüllerin padişahı imiş. Bizzat Rabbimiz ‘bin aydan hayırlı ay’ diye buyurmuyor mu? Sen ve diğer aylar onu kıskanıyor musunuz? Recep ile Şaban onun kardeşleri olduğu halde kıskanıyorlar mıdır acep? Diğer aylar kıskansa bile sen sakın kıskanmayasın olur mu? Çünkü sen bize onun bayramını müjdeliyorsun. En derin ıstıraplarımıza bile bir tutam sevinç katan bayramlarımızdan birini, Ramazan Bayramını, sen taşıyorsun. Ayrıca şehr-i Ramazan’ın şefkatli sinesinden yüksek voltajlı bir huzur ile ayrılırken, şehr-i Şevval’in neşe ve umut dolu kollarına atılıyoruz. Bizi coşkun bir şefkatle karşılayan senden başkası değil. Ayrıca on iki ayın sıralamasına baktığımızda kutlu üç ayların peşi sıra kutlu dördüncü ay sensin ve güzeller güzeli Ramazan-ı Şerif’e komşusun. Komşu olmak, hemen yanı başında, bitişiğinde olmak ne büyük saadet! O nur ayının etrafa yayılan mis kokuları önce sana ulaşıyor. En mühimi de emsalsiz gece olan Kadir Gecesi’ne en yakın olansın. Bunları düşünmek bile kendini iyi hissettiriyor değil mi?

Aylar süren hasret sıcağı sıcağına iken bu bir sene zarfında neler oldu sana biraz anlatayım. Bu yıl Ramazan-ı Şerif geldiğinde çok güzel bir şükür sebebi de onunla birlikte bizlere geldi. Nedir diye sorarsan tabiî ki hava durumu. Mevsim yaz olmasına rağmen ne bunaltan bir sıcaklık ne de susuz bırakacak bir kuraklık oldu. Serin sahurlar latif iftarlara arkadaşlık etti. En uzun günlerde bile hava sıcaklığı dil damak kurutan cinsten değildi. En azından şimdiye kadar böyleydi. Bu son on gün, bayram ve sonrası nasıl olur, ömür varsa göreceğiz.

Ülkemizin genel atmosferini merak ediyorsan hiç merak etme daha iyi derim. Hz Lut (a.s.) kavminin torunları, Ebu Leheb’in torunları ile bir olup bu yıl ayların sultanını incitmeye kalktılar. Sultanımız büyük bir sürur ile İslam âlemine gelsin, bizleri mutlu etsin, şu soysuzların yaptıklarına bak! Üstelik ism-i şerifini de dillerine dolayıp, kendilerini haklı göstermeye kalkmaları yok muydu, sinirlerimizi zıplattı. Allah ıslah etsin ne diyelim. Öte yandan arapsaçına dönmüş siyasi bir gündem var ki, aman bizden uzak olsun. En azından sanal itikaf dönemini ultra konsantrasyon ile geçirelim. Bir diğer mevzu ise son yılların yükselen trendi Ramazan ayı bidatları. Nasıl başardılar bilemiyorum ama Müslümanların bilinçaltına ‘Ramazan ayı = eğlence ayı’ sloganını yerleştirdiler. Bununla birlikte Ramazan ayının yememe-içmeme ayı olduğunu unuttururcasına ‘Ramazan ayı = yeme içme’ ayı gibi bir yargıyı insanların beynine soktular. Eh burada iğneyi kendimize, çuvaldızı başkalarına batıralım. Biz Şehr-i Sultan’ımızın hakkını yeterince verebildik mi? Bu güzide ayın manasını hakiki manada idrak edebildik mi? Geçen annem dedi ki; ‘Ramazan-ı Şerif bize öbür dünyada hesap soracak, beni neden öksüz bıraktınız diyecek’ ve ben cidden ürperdim.

Şevvalim, bayram sevincim, senin canını bu nahoş konularla sıkmamak istiyorum. Mektubumu okurken güzel hisler yaşamanı istiyorum. Hem hâlâ güzel ameller işleyen salih/a kullar var biliyor musun? Dünya nasıl ayakta sanıyorsun? O kullar olmasa, yapılan kötülüklere dayanamaz, bomba olup patlardı zavallı gezegenimiz. Kıyamete kadar sabredecek, direnecek, dönmeye devam edecek! #direnDünya

Şevvalim biliyorsun, sen beni en son gördüğünden bu yana kalbî şifalanma sürecim hızlandı. Bu yıl ‘yâr’ e aşkım daha bir alevlendi. Daha gelmeden ona türküler söyledim:

“Küçelere su serpmişem
Yâr (Ramazan-ı Şerif) gelende toz olmasın” 

Vücud evimin en nadide odası olan kalbimi yâr gelmeden temizlemeye gayret ettim. Ne kadar istesem de tam temizlenemiyor biliyorum lâkin yine de ab-ı hayat’tan birkaç damla serpmek bile Hak katında makbuldür umarım. Ben bu temizliği yaparken kalbimden nasıl sesler geldi biliyor musun? Dinle bak:

Senin gibi kul olan birisini kendinden vazgeçecek kadar çok sevmek tehlikenin de ötesindedir. Allah muhafaza seni şirke götürebilir. Kul isen kul olanı kul gibi sev! Çok sevme demiyorum! Kuldan öte bir varlıkmış gibi çok sevme diyorum. İnsani duyguların Rabbinden sana hediyedir. Hediyenin kıymetini bilesin ve hediyeyi ikram eden Sultan’ını incitmeyesin. El-Vedud ki, sevgilerin en büyüğü, en yücesi, en derini, en azametlisi O’na aittir. Kul ötesi yaşanacak bir sevgi var ise şayet; bu sevgi onu yüreğinde hisseden kulları da yaratan El-Halik’e karşı hissedilmelidir. El-Vedud olan Sevgili’nin Kur’an-ı Kerim’i en kutlu zaman diliminde (Ramazan-ı Şerif) kullarına armağan edilmiştir. Ramazan ayı demek Kur’an ayı demek, Kur’an ayı demek Hakk’ın ayı demek. Demek ki on bir ayın sultanı kıymetlimiz Ramazan-ı Şerif, Âlemlerin Rabbi Sultanımızın tezahürü. İşte bu sebepten aman diyorum, beni sahte sevgilere alet etmeyesin. Bana zehirli sözlerle eziyet etmeyesin. Sana Rabbinden emanetim. Emanete hıyanet etmeyesin. Allah’ın habibi peygamber efendimizin hadis-i şerifini sakın ha unutmayasın. Beni karartırsan tüm vücudun kararır ve sen ölü ruhla kalmış bir beden olarak gezersin.

Ahh, Şevvalim, kalbim bana bunları haykırırken ben bu ay şu ana kadar bu nimetlerin hakkını tam olarak eda edemedim. Fabrika ayarlarıma dönmeye uğraşırken bazen kayboldum, savruldum sonra yine tövbeye durdum. Kalbimi dünyalık duygulardan tamamen resetleyemedim ki! Elimde avucumda şuncacık amel ile ne yaparım bilmem! Kadir Mevla’m kabul buyursun.

Yolculuk ufukta. Bana müsaade. Senle memleketimde buluşup hasret gidereceğiz Allah’ın izniyle. Kilometrelerce yolu kat etmek, nefsi kat etmekten daha kolay desem kimler benimle hemfikir olur acep? Rabbime emanetsin, görüşene değin. Duamız Eşrefoğlu Rumi’den: 

“Ey Allah’ım, beni Senden ayırma
Beni Senin didârından ayırma”

-amin- 

Allah’ın selamı üzerine olsun.

Zeynep Ayşe Aydın

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir