Medfun Şiirler 2: Tekbir-i Zâr Zarın

(…)

Ağuş-ı mâderiden hâk-i vatan eazzdir,
Andan daha muazzez bir nûrdur gubârın.

Ser-pençe-i kazâdan bi-fark idi deminde,
Zeyl-i rızâyı sarmış bazû-yı zî-medârın.

Titrerdi secde-gâhın oldukça sen cebin-sây,
Hâlâ gelir zeminden tekbir-i zâr zarın.

Her azmin eylemişti tefsîr-i âyet-i Hak,
Zâhirdi nâsiyende âsârı çâr-yârın.

(…)

Eyler bu dem başında leyl ü nehâr mânend,
Teşkil-i nûr u zulmet sâyen ile çenârın.

Kılmış tulû yerden gözler bu inkılâbı,
Bir devrdir mücessem destâr-ı hun-disârın.

Kahhâr-ı müntekimden hiç kalmadı mehâfet,
Senden biz eyleriz havf ahzet gelip de sarın.

Açdı sana cenâhın cânan-ı sermediyyet,
Etdi anı derâguş cân-ı cihân-sipârın.

Ecr-i azîm vasfın kaydında Hâmid ey şâh,
Kıl bu sevâbını sen af ol günahkârın.

Medhinde şâirâne ilhâmlar gerekdir,
Ta’rifi yerde bitmez arşa çıkar kibârın.

Karlı bir nisan günü aralarında meşhur edebiyatçıların da bulunduğu bir grup, Abdulhak Hamid’in mezarı başında dua ettikten sonra artık çoktan tarihe gömülmüş bir ihtişamın geride bıraktığı hüzünle şairin Fatih mersiyesini okurlar.

Hamid daha yaşarken şiirinin defnedildiğini görmüş bahtsızlardandır. Ömrünün ahirini özenti bir “mondenlikle” geçiren sabık “sultanü’s şüara” daha etleri çürümeden “Putları Yıkıyoruz” adlı kominist kampanyasının ilk hedefi olmuştur bile.

Hamid’in şöhretinin sanatından çok daha büyük olduğu muhakkaktır. Nitekim evinde düzenlediği kokteyllere katılmış olabilmek devrin genç sanatkârlarının iftihar vesilesi olur. Bunların içinde genç Peyami Safa ve Necip Fazıl da vardır. Şöhretinin ve tesirinin başka bir göstergesi de (yurda döndükten sonra Cumhuriyet baronlarına meddahlık yapmasına rağmen) Akif’ten esirgenen devlet töreninin Hamid’in ölümü için emredilmesi ve ülkede milli yas ilan edilmesidir herhalde.

Bütün bunlar şiiri yaşarken defnedilmiş kullandığı Türkçe fail-i meşhurlar tarafından idam edilmiş bir şair için az görülür sitayişlerdir. Yine de çoktan defnedilmesine rağmen elde bir lügatla okuma zahmetine katlanılırsa Fatih için yazdığı mersiye hazin bir inci gibidir. Yahya Kemal’in “bozgunda görülen fetih düşü” olarak vasfedilen şiirlerinin aksine gerçek bir ağıttır bu.

Şiirin 1877 yılında yazılmasına rağmen Osmanlı’nın Birinci Dünya Savaşı’na katılması gerektiğini talihsiz bir şekilde savunan ve meşhur cihad-ı ekber fetvalarının sahibi Şeyhülislam Hayri Efendi tarafından sülüs hat ile yazdırılıp savaşın devam ettiği 1916 senesinde Fatih’in türbesine asılması da bundan olsa gerek. Bu hareket devrin vaziyeti gözönünde bulundurulursa bir çeşit imdat ve himmet talebi gibi durmaktadır. Nitekim törende önce Fetih Suresi kıraat olunmuş sonra da Süleyman Nazif asılan şiiri okumuştur.

“Edebiyata Dair” adlı “telefatında”, “Genel olarak hiçbir şey bir memlekette nakledilmiş dini akide kadar çok soğuk ve çok sahte olamaz” diyerek edebiyatın dinle ilişkisini vurgulayan bir “hakikat” yumurtlayan Madame de Stael’in ne İslam şiirine ne de bizim şiirimize hiçbir vukufiyeti yoktur elbette. Nitekim Ziya Paşa, Namık Kemal, Ahmet Mithat, Yahya Kemal gibi la-dini bir hayat yaşayan müelliflerimizin yeri geldi mi nasıl parlak dini eserler ortaya koydukları malumdur. Hamid’in bu şiiri de bunlardan biridir kuşkusuz. Ayrıca

“Vatan toprağı anne kucağından azizdir
Ayağının toprağı vatandan da azizdir”

Manasındaki,

“Ağuş-ı mâderiden hâk-i vatan eazzdir,
Andan daha muazzez bir nûrdur gubârın”

veya

“Medhinde şâirâne ilhâmlar gerekdir,
Ta’rifi yerde bitmez arşa çıkar kibârın (büyüklüğün).”

beyitleri Nef’i’nin kasidelerine yaraşır medhiyelerdir.

Ama şiirin asıl muvaffakiyeti Fatih’in madde ve manasıyla dipdiri hayatta olduğunu tasvir eden

“Titrerdi secde-gâhın oldukça sen cebin-sây,
Hâlâ gelir zeminden tekbir-i zâr zarın”

(Sen secde ettikçe secde yerin titrerdi
Halen zeminden inleyen tekbirlerin duyulmaktadır)

gibi mısralarının canlılığı ve cazibesidir. Şiiri anlayarak okurken Fatih’in mezarında dünyaya yayılan tekbirlerle halen namaz kıldığını hissetmemek elde değildir. Necip Fazıl da muazzam Ayasofya konferasında şiirin bu yönüne parmak basmadan edememiştir.

Ali Söyler

Medfun Şiirler 1: Bilmez

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir