Bir Mütefekkirin Kısa Portresi: Seyyid Ahmed Arvasî

“İnsan, putları kıra kıra Allah’a yol bulur.” 

15 Şubat 1932 yılında Ağrı ilinin Doğubayazıt ilçesinde dünyaya gelen Seyyid Ahmed Arvasî, aslen Van Bahçesaraylıdır. Babası Seyyid Abdülhakim Arvasî, annesi Cevahir hanımdır. Büyük İslâm âlimi ve Necip Fazıl Kısakürek’in de şeyhi olan Seyyid Abdülhakim Arvasî ile babası Seyyid Abdülhakim Arvasî birbirine karıştırılmışsa da bu sadece bir isim benzerliğidir. 1980 yılında bir dostuna yazdığı mektupta bu karışıklığı şöyle anlatır:

“Şu anda Ankara’nın Bağlum Nahiyesinde yatan Seyyid Abdulhakim Arvasî Hazretleri ile aynı ailedeniz. Kendileri aynı zamanda babamın da isim babalarıdır. Babama kendi adlarını vermişlerdir. Babam, şu anda yetmiş beş yaşındadır ve Van Gümrük Müdürlüğü’nden emeklidir. Ailem “Arvasî” adı ile bilinir. 650 yıldan beri Anadolu’da yaşar. Orhan Gazi ile tanışan ve Anadolu ya ilk gelen ceddim Hacı Kasım-ı Bağdâdî adında bir zattır. Onun oğullarından biri Van Gölünün güneyinde (Arvas köyünde) yerleşmiştir. Biz ondan türemiş ve çoğalmışız. Çok geniş ve köklü bir aileyiz. Şanlı Peygambere “ümmet” olmak nimetlerin en büyüğü iken, bir de “evlat” olmakla şereflenmişiz.”

Babasının mesleği gereği sürekli il değiştirmek zorunda kalan Seyyid Ahmed Arvasî, Doğubayazıt’ta tamamladığı ilkokul tahsilinden sonra, ortaokulu Erzurum’da bitirmiştir. Ortaokulun son sınıfında iken Necip Fazıl’ın yazıları ile tanışmasını şöyle anlatır: “Ailece Erzurum’da oturuyorduk. Ben ortaokul son sınıfta idim. Evimiz misafirsiz kalmazdı. Akraba, eş ve dostumuz az değildi. Bir gün evimize enterasan bir misafir geldi. Bu, Piyade Albay Hilmi Acar isminde bir zattı. Babamla tanışıyorlarmış, kucaklaştılar ve misafir odasına girdiler. Ben de arkalarından gittim. Evimizde ilk defa resmi kıyafetli bir albay misafir oturuyordu. Üstelik dindardı da. Nitekim oturur oturmaz, şapkasını çıkarıp sehpaya attı, başına takkesini geçirdi. Ben, o anda, dünyanın en olağanüstü bir olayı ile karşılaşmış gibi şaşkınım ve misafir albayı hayranlıkla seyrediyordum. Misafir albay, bir ara benimle ilgilendi. Nerede okuduğumu, hangi kitap ve gazeteleri takip ettiğimi sordu. Bir şeyler anlattım. Misafir albay, okuduklarımı kâfi bulmadı, hatta bazı zararlarını dedi. Sonra cebinden iki adet 25 kuruşluk çıkardı ve şunları söyledi: “Hemen şimdi şu gazete bayine gideceksin, verdiğim bu 50 kuruşla bir adet Büyük Doğu ile bir adet Ehl-i Sünnet dergisi alıp döneceksin.” Baş üstüne diyerek gittim, istediği dergileri aldım. Bunun üzerine misafir albay: “Bunları sana hediye ediyorum. Artık her hafta kendin alırsın” dedi. Gerçekten dediği gibi oldu. Bu iki dergiyi yayınladıkları sürece, asla bırakmadım, daha doğrusu bırakamadım. Üstâd Necip Fazıl Kısakürek ve Abdürrahîm Zapsu Beyler’le ilk defa böyle tanıştım.”

Erzurum’da başladığı öğretmen okulunu Van’ın Erciş ilçesinde tamamlar ve 1952 yılında Konya’ya öğretmen olarak atanır. 1958 yılında Gazi Eğitim Enstitüsü Pedogoji bölümünü bitiren Seyyid Ahmed Arvasî, Van, Balıkesir, Bursa ve İstanbul’da Pedogoji öğretmenliği yapar.

1977 yılında MHP’ye üye olarak aktif siyaset hayatına katılır. 12 Eylül darbesinin getirdiği kargaşadan o da etkilenir. 8 Ekim 1980 tarihinde İstanbul’da “MHP ve Ülkücü Kuruluşlar Davası”ndan tutuklanır. Önce Dil ve İstihbarat Okulu’na, sonra da meşhur Mamak zindanlarına götürülür. İlk kalp krizini burada geçirir. 4 aylık bir hapis hayatından sonra 9 Ocak 1981’de çıktığı mahkemede beraat eder.

Düşünce dünyasına adım attığı ilk andan itibaren ailesinden aldığı köklü bağları yetiştiği çevrenin ve geleneğin bağlarıyla birleştiren ve ömrünün sonuna kadar da bu uğurda fikir üretip eser veren Seyyid Ahmed Arvasî 31 Aralık 1988 Cumartesi günü saat 11:00 sıralarında daktilosunun başında yeni bir yazı kaleme alırken vefat etmiştir.

Eserleri:

Türk fikir hayatına düşünceleriyle büyük katkıda bulunan Seyyid Ahmed Arvasî, İlk kez 1955 yılında “Sır” adlı şiir kitabını yayınlar. Bu kitaptan sonra düzyazıya geçen Arvasî’nin, bir kısmı hayattayken bir kısmı vefatından sonra olmak üzere sırasıyla şu eserleri yayımlanır:

1. İleri Türk Milliyetçiliğinin İlkeleri (1965)

2. Kendini Arayan İnsan (1968)

3. İnsan ve İnsan Ötesi (1970)

4. Eğitim Sosyolojisi (1976)

5. Türk İslâm Ülküsü  (1979-1980)

6. Diyalektiğimiz ve Estetiğimiz (1982)

7. İlm-i Hal (1982)

8. Doğu Anadolu Gerçeği (1986)

9. Şiirlerim (1989)

10. Size Sesleniyorum (1989)

11. Hasbihal (1990) (Hasbihal adlı eser Burak Yayınevi tarafından konularına göre tasnif edilerek yeniden düzenlenmiş ve on iki kitap halinde yayınlanmıştır.)

Hakkında Yazılan Bazı Eserler

* Hüdavendigar Onur, Asrın Yesevisi S. Ahmet Arvasî

* Hüdavendigar Onur, S. Ahmet Arvasî Kronolojisi

* Hüdavendigar Onur, Arvasî Hocayla Baş Başa

* Mustafa Kuvancı, Seyyid Ahmet Arvasî Hayatı, Tefekkürü, Eserleri

* Mustafa Kuvancı, Bir Gönül Dostu Seyit Ahmet Arvasî

İlki 1998 yılında olmak üzere Seyyid Ahmed Arvasî üzerine bugüne kadar toplam 7 yüksek lisans tezi yapılmış, ancak henüz onu tüm yönleriyle ele alan, tarihî kişiliğini ve önemini ortaya koyan bir doktora tezi yapılmamıştır. Biz, bu yazının hazırlanmasında Hüdavendigar Onur ve Mustafa Kuvancı’nın eserlerinin yanı sıra, Yavuz Sezer’in Seyyid Ahmet Arvasî’nin Din Anlayışı, Kültür Emperyalizmi ve Misyonerlik Hakkındaki Görüşleri” isimli yüksek lisans tezinden yararlandık.

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • duman , 23/10/2019

    Mukaddes davayı anlatan, Mümtaz bir şahsiyet; Seyit Ahmet Arvasî.

    Allah sayıları arttırsın. Rahmet olsun.

  • nazenin , 10/10/2019

    EdebiFikire apayrı teşekkürler. Sebebini bilmediğim bir şekilde yad etmiş idim iki gün evvel. Böylesine Güzel bir alim ve dava Adamını. Cenabı Hak sırlarını yüceltsin makamını ali eylesin. Tevafuğun güzelliği acizane dünyamda ise bambaşka. Ortaokul yıllarımda hayranlıkla hayallere daldığım özellikle ‘umut mavisi eser*… Kapağındaki ‘hilal’ ‘in ortasındaki dünya ve üzerindeki’ yıldız’ ve bu dünyanın iki minarenin ortasında oluşu ve bir avuçta toplanması ‘şimdi’ ” şu demde bu ancak bir ‘dua’ dır ve bir dua ancak budur dediğim (*Türk-İslam Ülküsü’. (*Seyyid Ahmed Arvasi, 1.cilt,7. Baskı, 1994,İstanbul)
    Hakikatte değerini idrak etmede şimdi bile acizken çocuk dünyamda nasıl bu kadar fikir ve hayal dünyamı süsleyebildiğini ancak şu yaşımda bir nebze anlayabilmişimdir. Öylesine inanmışım ki beşikte bir bebeğin başının ucuna koysak ve o bebek uyusa bu eserle ve ninnileştirsek içeriğindeki her harfi kalbine nakşolur. Belki ileri gideceğim ama okumasa bile*

  • Ali İ. , 08/10/2019

    Rabb’im sırrını mukaddes eylesin. Ahir zamanda Asrı Saadet penceresi açmaya gayret gosteren bir Âlim. Ardından nice dava insanı çıkmasına vesile olmuştur. Rabb’im hepsinin makamını Ali eylesin. Bu vesileyle birer Fatiha hediye edip yazıyı hazırlayanlar için de duamı ediyorum. Rabb’im sizlerden razı olsun.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir