Merkezefendi Şehir Kütüphanesi Müdürü Selahattin Öztürk’le Söyleşi

7/24 hizmet veren Zeytinburnu Merkezefendi Şehir Kütüphanesi Müdürü Selahattin Öztürk’le kütüphanelerimizi ve projelerini konuştuk.

***

Öncelikle sizi tanıyalım.

Öncelikle hoş geldiniz. Kütüphanemizi konu alan bu çalışmanızda ve diğer çalışmalarınızda kolaylıklar diliyorum. İsmim Selahattin Öztürk. 1964 Yozgat doğumluyum. Lise eğitimim bitinceye kadar Yozgat dışına hiç çıkmadım.

İstanbul’da ikamet ediyorum. 1982 yılında girdiğim İstanbul Üniversitesi Kütüphanecilik Bölümü’nden 1986’da mezun oldum. Son sınıfta iken Türkiye Diyanet Vakfı’na bağlı olan İslam Ansiklopedisi Genel Müdürlüğü’nde yarı zamanlı olarak çalışmaya başladım. Yurtta kalmanın verdiği rahatlıkla gece geç saatlere kadar burada çalıştığım oldu. Kimi zamanlar geceyi iş yerinde geçirirdim. Okul bittikten sonra aynı yerde çalışmaya devam ettim. 25 yıl aralıksız olarak çalıştım. Bu süre zarfında kütüphaneciliğin hemen hemen tüm birimlerinde aktif olarak görev aldım. 1988 yılında ise ansiklopedi birimi İSAM’ın (İslam Araştırmaları Merkezi) bünyesine bir alt birim olarak katıldı.

Bize biraz İSAM yıllarından bahsedebilir misiniz?

İSAM 1988 yılında kuruldu. 1992-2011 yılları arasında süreli yayınlar, mübadele ve bağış birimlerinin sorumluluğunu tek kişi olarak yürüttüm. Türkiye’de kütüphanecilik adına ilklerin ortaya konduğu bir kütüphane ve araştırma merkezinden bahsediyoruz. İlk veri tabanı ve mesai saatleri dışında da açık olan ilk kütüphane İSAM’la ortaya çıktı. Gece geç saatlere kadar dijital veri paylaşımı ve açık raf sistemi de sadece akademisyenlerin kullanabileceği bir kütüphane kavramını ortaya çıkardı. Birkaç üniversite kütüphanesi haricinde böyle bir girişimin olmadığı bir dönemde biz kapanış saatimizi ilk önce saat 19:00, ardından saat 21:00 ve son olarak da saat 23:00 olacak şekilde düzenledik. Kapanış saatimizi 21:00 olarak belirlediğimiz dönemde bazı kütüphanelerden hakaretle karışık sitemler işittik. Sebebi de muhtemelen kendilerine iş çıkarmış olmamızdı. Bunun, akşam açık kütüphane mi olur, mantığından kaynaklandığını söyleyebilirim. Fakat İSAM’ın kapanış saatinin ileri vakitlere varması toplumda olumlu karşılandı ve diğer kütüphanelerin de hizmet süresi ve kalitesi artmaya başladı. Atatürk Kitaplığı ile 24 saat açık kütüphane süreci başladı. Şu anda bu konuşmayı yapıyor olmamızın altında aslında İSAM’ın gece 23:00’a kadar açık olması yatıyor. İyi uygulamaların daha iyi uygulamaları getirdiğini söyleyebiliriz.

Yani Atatürk Kitaplığı’nın yirmi dört saat açık hale gelmesinde İSAM’ın etkisi mi oldu?

Kütüphanenin kapanış saatinde, hâlâ içerde 40-50 kişinin olması bir ilham verdi diyebilirim. Bu durum üzerine Ramazan Minder Bey ve ekibi istişare ederek Atatürk Kitaplığı’nı 24 saat açık hale getirmeye karar verdiler. Sabaha kadar açık kavramında bir muallaklık var. Bir meslek elemanı olarak açıklık getireyim. Salonun açık kalması ile kütüphane kaynaklarına ulaşılabilir olma arasında fark var. Bugün Beyazıt Devlet Kütüphanesi de sabaha kadar açık ama gece gidildiğinde depodan kitap alınamıyor ve haliyle sadece ders çalışma mekânı olarak kullanılıyor. Bunun değişmesi gerekiyor. İSAM’daki bu çalışmalar ile veri tabanı ve benzeri değişik uygulamaların getirdiği sinerji Atatürk Kitaplığı’na, Zeytinburnu Belediyesi Merkezefendi Şehir Kütüphanesi’ne, şu anda tadilatta olan Bursa Büyükşehir Belediyesi Setbaşı Kütüphanesi’ne etki etti. Diğer bazı kütüphaneler de 24 saat uygulamasına geçmek istiyor ama nasıl yaparızla ilgili endişeleri oluyor. Bize sorduklarında açık yüreklilikle, personel takviyesi yaptığınız müddette bunu başarabilirsiniz diyoruz. Çünkü 24 saat uygulaması personelle yürüyebilir bir durum. Sanıldığı kadar zor bir durum değil.

Neden Kütüphanecilik?

Bizim üniversiteye gireceğimiz dönemin revaçta olan meslekleri öğretmenlik ve askerlikti. Askeri okula müracaat etmiş, mülakat ve spor testi için davet edilmiştim. Ancak o günlerde geçirdiğim apandisit ameliyatı nedeniyle, rapor da kabul edilmediğinden mülakat ve test sınavına katılamadım. Birinci derece akrabalarım arasında en az 15 öğretmen olması sebebiyle öğretmenliği de tercih etmedim. Bunların dışında asıl neden ise, Yozgat İl Halk Kütüphanesi’nde çalışan memurun, arkasındaki raftaki kitabı ciltlemeye göndereceğim deyip bana vermemesidir. Şimdi söylemişim gibi net hatırlıyorum; “Bakın liseyi bitiriyorum, (o dönemdeki adıyla) Kütüphanecilik Bölümü’nü yazıp bitireceğim. Ardından buraya müdür olarak gelip sizi dış kapının oradaki masada görevlendireceğim” dedim. Yirmi dört tercihin yapıldığı bir listenin yedinci sırasına Kütüphanecilik Bölümü’nü yazdım. Ve kazandım. Ama okul bittikten sonra özel sektörde çalışmaya başladım.

Peki Türkiye’de ne tür kütüphaneler var?

En başta Milli Kütüphaneler var. Her ülkede normalde bir tanedir. Bizde ise şu anda Milli Kütüphane ayarında altı kütüphane var. Bunun sebebi ise kanun gereği basılan her eserden altı tanesinin devletçe alınması. Milli kütüphaneler, bunun dışında e-kopyaları da almaya başladı. İkincisi üniversite kütüphaneleri, üçüncü olarak halk kütüphaneleri, dördüncü olarak özel araştırma kütüphaneleri, beşinci olarak çocuk kütüphaneleri ve altıncı olarak da dijital kütüphanelerini sayabiliriz. Bir de son dönemde yerel yönetim kütüphanesi kavramı ortaya çıktı. İçinde bulunduğumuz Merkezefendi Şehir Kütüphanesi de bunlardan biri.

Yerel Yönetim Kütüphanelerinin nasıl bir farkı var?

Aslında yerel yönetim kütüphaneleri de halk kütüphanesi. Tek fark işletmesi Kültür ve Turizm Bakanlığı’na değil de yerel yönetimlere ait olması. Yönetim anlayışı ve personel istihdam yöntemi farklı. Mesela burada çalışan personeller özel sektörden maaş alıyor. Hiçbirisi devlet memuru yani kamu personeli değil.

Merkezefendi Kütüphanesi açılırken buraya özel bir misyon yüklendi mi?

Bu kütüphanenin açılmasındaki etkenlere gelmeden önce geri planda yaşanan bazı olaylardan bahsetmemiz lazım. Bugün ülkemizin de gündeminde olan ‘Bilgi Evi’ diye bir kavram var. Bilgi Evi kavramı ülkemizde ilk olarak Zeytinburnu Belediyesi tarafından kullandı. Daha sonra başarıları sebebiyle model oldu. Zeytinburnu Belediyesi’nin Kültür Sanat Merkezi de mevcut. Bu iki mekân bu kütüphanenin doğmasına vesile oldu.

Bilgi Evi tam olarak neyi ifade ediyor?

Bilgi Evi uygulamaya koyulurken hedef kitle 8-18 yaş grubu gençler olarak belirlendi. Bu yaş grubunun istek ve ihtiyaçları dikkate alınarak bir yapılanma içine girildi. Bilgi Evi’ne gelen öğrenciler en önce kütüphaneden yararlanabiliyor. İkinci olarak çalışma grupları var. Bu gruplar bilgisayar kullanma, çeşitli kurslar ve faaliyetlere katılma imkânına sahipler. Üçüncü olarak da ‘Bilgi Evi’ dışında yapılan spor ve kültür faaliyetleri var. Belediyemizin gözetiminde boğaz turları ve günübirlik yahut yatılı kültür turları düzenleniyor. Mesela başarılı öğrencilerimiz ebeveynleri eşliğinde Çanakkale’ye götürülüyor. Orada kamp yapıyorlar.

Çocuklar, Kültür Merkezlerinde tiyatro ve sinema faaliyetlerine katılabiliyor. Yazarlarla buluşma ve tanışma imkânları oluyor. Yani Bilgi Evleri’nde 8-18 yaş arası çocuklara çok çeşitli seçenekler sunuluyor. Kütüphaneden ödünç kitap alabiliyorlar. Sayılarla konuşursak toplam 7 Bilgi Evi’nden 2016 yılında 126 bin kitap ödünç alınmış.

126 bin..!

Bu başarı belediye başkanımız Sayın Murat Aydın’ın da dikkatini çekti. Kültür merkezi içerisinde kütüphane, okuma salonu ve ders çalışma salonu açıldı. Seyyid Nizam Külliyesi’nde 100 kişilik bir okuma salonu hizmete sunuldu. Ve de Merkezefendi Şehir Kütüphanesi Zeytinburnu Belediyesi’nin bünyesinde hizmet vermeye başladı.

Tüm bu saydığınız yerlerin ve Bilgi Evleri’nin merkezi burası mı?

Bilgi Evleri ayrı bir birim tarafından koordine edilmekte, burası da farklı bir birim olarak hizmet vermekte.

Bu kütüphanenin kurulmasının maksadı çok farklı. Zeytinburnu sınırları içerisinde yer alacak Kültür Vadisi adını taşıyan bir projemiz var. Başkanımızın üzerinde ehemmiyetle durduğu ve Büyükşehir Belesiyesi’nden de zaman zaman destek aldığımız bir proje. Epey de ciddi bir hale geldi. Bu projenin hedefi Turgut Özal ve Adnan Menderes’in de yattığı Anıt mezarlardan Kazlıçeşme sahiline kadar olan alanda belirli kültür ve tabiat varlıklarını ihya etmek ardından da bu projenin tamamına hitap eden 3 ciltlik bir kitap serisi çıkarmak. Projede bu vadinin tam ortasında şehre ve şehirciliğe dair bir ihtisas kütüphanesinin kurulması fikri de mevcut. Bu fikir ve Bilgi Evleri’ndeki başarı Merkezefendi Kütüphanesi’nin doğmasına vesile oldu diyebiliriz. Bu kütüphane yakın zamanda sadece şehre dokunan eserlerden oluşan bir koleksiyona sahip olacak.

Şehir Kütüphaneciliği fikri nereden geldi?

Bu kütüphane, şehir ve şehircilik üzerine çalışmaları olan bilge mimar Turgut Cansever’in anısını yaşatmak için kurulmuştur. Burası aynı zamanda kendisinin vefatından evvelki son mimari çizimidir. Merhum, şehre dokunan bir mimari anlayışa sahipti. Aynı zamanda da İslam dünyasının ve modern çağın şehircilik anlayışlarını iç içe geçirebilmişti. Bu yüksek birikim sonucunda bu bina ortaya çıktı. Şu anda kütüphane olarak hizmet veriyor.

Neden 7/24 açık kütüphane?

Aslında 7/24 olayı çok ani oldu. Kütüphane gece saat 24:00’e kadar zaten açıktı. Daha iyi nasıl hizmet verilir sorusu üzerine düşünülünce başkanımızın aklına Atatürk Kitaplığı örneği gelmiş. Bir gün ayaküstü “Yürütebilir miyiz yapabilir miyiz?” gibi sorular sordu bana. Ben de personel takviyesi ile mümkün dedim. Aradan epey bir zaman geçti, haliyle ben de mevzuyu unuttum tabiî. Bir gün Belediye Kültür İşleri Müdürü’müz aradı ve “13 Mart 2017 tarihi ile 24 saat uygulamasına geçiyoruz, tedbirinizi alın” dedi. Ben de “Tamam müdür bey” dedim. 13 Mart akşamı için personel takviyesi de geldi. O günden beri 24 saat hizmet vermeye başladık. Süreç çok hızlı ve üzerinde çok fazla düşünmeden bir anda gelişti. Açılacak denildi ve açtık. Belediye başkanımız bir sohbet esnasında bu kütüphanenin bu kadar ilgi göreceğini hiç hayal etmediğini söyledi.

Rakamlarla nasıl ifade ederiz Merkezefendi Kütüphanesi’ni?

Haziran ayında üye kaydı almaya başladık. Şu anda ise 5.300 üyemiz var. Ayda 1.000’den fazla üye kaydı alıyoruz. Bu kişilerin %25’i Zeytinburnu’nda ikamet ediyor.

İstanbul’un 20’ye yakın farklı ilçesinden buraya gelen üyelerimiz var. Tuzla’dan buraya gelinebildiği için İstanbul’un 39 ilçesine hitap ettiğimizi söyleyebiliriz. Üyelerimiz kimlik ya da kimlik yerine geçen pasaport, sürücü belgesi yahut evlilik cüzdanı ile gelip üye olabiliyor. Yabancı öğrenciler de oturma izinlerinin olması şartıyla buradan faydalanabiliyor. Tek fark olarak onlara ödünç kitap veremiyoruz.

Çay, kahve, çorba ikramlarınız nasıl başladı? Zira ücretsiz olması çok cezbedici.

53. Kütüphaneler Haftası’nda işlediğimiz bir konu vardı: “3. Mekân Olarak Kütüphaneler”. 3. mekândan kastımız; ev-okul-kütüphane yahut ev-okul-iş yeri. İnsanları buraya çekebilmemiz için ihtiyaçlara cevap vermemiz gerekiyor. Ücretsiz çay, kahve ve çorba uygulaması bu anlayışı yansıtan bir çalışma. Yakın çevrede yiyecek satılan yerler az. Gece 24:00’de verilen bir çorba sabaha kadar çalışacak birisi için bulunmaz bir nimet. Yanında yiyecek getiren üyelerimiz de oluyor. Bu uygulamayı gören üyelerimiz büyük bir şaşkınlık yaşıyor. Bununla beraber büyük bir memnuniyet duyuyorlar. Çorba her zaman sıcak olarak veriliyor. Sayıya göre belediye aşevinden geliyor ve hemen tükeniyor. Haftada 2.000-2.100 kişiye sıcak çorba ikramında bulunuyoruz. Ders çalışırken ya da akademik çalışma yaparken ikram edilen bir bardak kahveyi yahut çayı düşünelim. Bunun kişiye vereceği rahatlık burayı diğer kütüphanelerden biraz daha farklı kılıyor. Birçok kişinin de burasının ismi geçince çorbalı kütüphanede mi çalışıyorsun diyerek bana mukabelede bulunduğu oluyor. Çorba ikinci planda. Biz buranın dolu dolu hizmet vermesine önem veriyoruz. Şu anda kütüphanede 121 kişi bulunuyor. Gün içerisinde 160 kişi de bekleme salonunda bekleyip kütüphaneye geçiş yapmış.

Merkezefendi Kütüphanesi ile ilgili aklınızdan hiç çıkmayan anılarınız var mı?

İki küçük hatırayı nakledebilirim. Bir yaşlı amcamız cuma günleri namazdan yaklaşık 1 saat önce kütüphaneye gelir. İçerisi tam dolu olduğu için arkadaşlarımızın yanında kendisine yer verilirdi. Verilen yerde Kur’an-ı Kerim okur ve arkadaşlarıma dualar ederek camiye geçerdi. Cami içinde de okuma imkanı olmasına rağmen kütüphaneyi tercih etmesi dikkat çekici.

İkinci hatıram ise orta yaş üzeri iki vatandaşımız ile ilgilidir. Henüz üyelik sistemini devreye sokmadığımız bir dönemdi. Bu iki vatandaşımız muhtemelen aynı aileden. Kitap okumaya geliyorlar boş yer olduğu müddetçe masada kitap okuyorlardı. Ancak kütüphane dışında sıra olmaya başlayınca da, gençlerin çalışması lazım biz sonra da okumaya geliriz, diyerek iki masayı boşaltarak evlerine dönüyorlardı.

Okuyucularınızı bir araya getiren faaliyetleriniz oluyor mu? Oluyorsa neler?

Zeytinburnu Belediyesi Kültür Sanat Merkezi çatısı altında okurlarla yazarları bir araya getiriyoruz.  Bu buluşmaların ikisi de Merkezefendi Kütüphanesi’nde oluyor. Edebiyata veya yazarlığa dair söyleşiler yapılıyor. Bazen hayatın içinden izlenimlere dair sohbetler oluyor. Son söyleşimizin konuğu Necip Fazıl’ın ölüm yıl dönümü dolayısıyla yapılan programa gelen Mehmet Şevket Eygi idi. Ondan önce de daha yeni rahmetli olan Akif Emre konuğumuz oldu. Bunun dışında Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümleri’yle işbirliği içerisindeyiz. Derslerini kütüphane ortamında yapabilmelerine yardımcı olmaya çalışıyoruz.

Güncel dergi ve kitap alımlarını nasıl yapıyorsunuz?

Kütüphanemiz şehir ve şehircilik üzerine bir ihtisas kütüphanesi olacak. Ama şu an bir geçiş evresindeyiz. Geçiş evresinde de halk kütüphanesi olarak hizmet veriyouz. Bu süre zarfında tür ayırt etmeksizin üyelerimizin yararlanması için 7-8 bin civarında kitabı kullanıma sunduk. Bunun üzerine çıkmayı planlamıyoruz. İstisnası ise koleksiyon bağışları. Mimari tarih, arkeoloji, şehir planlama gibi şehir ve şehircilikle alakalı eser koleksiyonlarını kabul ediyoruz. Bu tür bağışları özellikle kütüphanemize kazandırmayı istiyoruz. Türk Dünyası Belediyeler Birliği yerleri olmadığı için 1.500 civarında kitabını bize devretti. Onları da burada değerlendireceğiz.

Kitap alımı yaparken şehirle ilgili olup olmaması en önce baktığımız unsur. Ama şehirle ilgili olmayanları da kenara atmak gibi bir düşüncemiz yok. Belediyemizin buz pateni salonu yapımı ve şehir stadını yenileme gibi iki projesi var. Ve buralara da birer kütüphane yapma planı var. Bu kütüphanelerden biri yanlış hatırlamıyorsam 250 kişilik, stada yapılacak olan diğeri ise en az 500 kişilik olacak. Şehircilik ile ilgili olmayan eserleri de bir ayıklama yapıp buralara devredeceğiz.

Bize zamanınızı ayırdığınız için çok teşekkür ediyoruz Selahattin Bey.

Estağfirullah, ben teşekkür ediyorum buralara kadar geldiğiniz için.

 

 

Söyleşiyi gerçekleştiren: Muhammed Furkan Kâhya

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir