“yirmi sekiz yaşıma kadar babamın benim için bir şiir yazmasını bekledim”

Mehmet Raşit Küçükkürtül’le yazıyı, dergiciliği, hayatı ve ölümü konuştuk. Ne konuştuysak bir şekilde hatırlara tutunduk, eleştiriyi de unutmadık.

***

mücahit emin türk: bu röportajı yapma sebebimizle sohbete başlamak istiyorum.

mehmet raşit küçükkürtül: evet, buyur bakalım.

met: yazarlığı bıraktın mı? ne zamandan beri edebifikir’de yazmıyorsun? 

mrk: “yazmayı bırakıyorum” filân gibi laflar, nasıl denir, yeni albüm çıkaran piyasa şarkıcılarının kendilerini pazarlamak için gazetelerin haftasonu eklerinde ettikleri laflara benziyor. en azından bugün için böyle bir anlamı var diye düşünüyorum. mevzunun benimle alâkalı kısmına gelelim:   hayır, yazarlığı bırakmadım. şu sıra daha az yazıyorum. çalıştığım bir dosya var,  eskisi kadar dergilerde vs. yazmama izin vermeyecek bir uğraşı olacak herhalde. şunu da unutmamak lâzım: edebifikir’in belli bir yapısı var, herhalde benim yerim bu yapı içerisinde ikinci dereceden bir yer. rahatça yazamıyorum edebifikir’de. ama esas mesele şu: hem madden hem manen bir dönemeçteyim. üç yıl, beş yıl önceki gibi değilim. istanbul’daki hayatım yok artık. bir ayda 15 şehre konuşma yapmaya gittiğim, dergi çıkardığım, genç yazarlarla devamlı görüştüğüm bir devirdi o. sırt çantamla yaşıyordum. 2012’den bugüne beş yıl geçmiş. ben az yazdığımı sanıyordum fakat beş yılda beş kitap dosyası ortaya çıkmış, bunun üç tanesi yayınlandı. geçen gün emre baştuğ bana bosna’dan e-posta yazdı, aynelhayat kitabı çıkmış, “emeğin çok üzerimde abi, teşekkür ederim” diyor. aynelhayat ismini davut hoca bulmuştu. çok zaman geçmiş gibi hissediyorum. bir zamanlar emre baştuğ diye bir edebifikir yazarı vardı, düşün, ben onun yazarlığına fayda temin etmişim. ben ihtiyarladıysam davut bayraklı pîr-i fâni olmuştur! (gülüşmeler)

met: ihtiyarladım diyorsun yani! 

mrk: şakası bir yana, elbette ecelimize doğru yürüyoruz. babam insanın yedi yılda bir köklü değişimler yaşadığını söylemişti bir keresinde. 7-14-21-28-35… dikkat edersen bunlar dönemeç sayılabilecek yaşlar. ben 30’dan gün alıyorum. bir de, öteki insanların normal vaktinde yaşadığını, ben ortalama iki yıl geç yaşıyorum gibi bir his var içimde. 28 dönemeci diye bir şey var, onu sana nasıl anlatabilirim bilmiyorum. ben onu iki yıl geç yaşıyorum. artık istanbul’da değilim. askere gittikten sonra kahramanmaraş’a geri döndüm. buraya gelmem gerekiyordu. buradaki hayatım henüz bir karara kavuşmuş değil. üstelik buraya gelince yaşadıklarım da var. babaanneme alzaymır (alzheimer) teşhisi kondu. babama da diyabet teşhisi kondu doktorlar tarafından. benim hafızamın sınırları babaannemin hafızasının içinden doğmuş ve serpilmiştir, benim zihnimle onun zihni arasında sanki bir sınır yoktu. geçen annemin adını hatırlayamadı, “sen raşit’in annesisin” dedi sadece. babam ise, sadece şu kadarını diyebilirim: ben yirmi sekiz yaşıma kadar babamın benim için bir şiir yazmasını bekledim. birçok dostum, arkadaşım bana ithafen şiir yazmıştı ama ben babamın yazmasını bekledim. 28’imin sonlarında beklemekten vazgeçtim.

met: o zaman, yeni hayatı yani bu taşra hayatı sebebiyle bildiğimiz mehmet raşit yazılarıyla eskisi kadar karşılaşmayacağımız anlamına mı geliyor?

mrk: şimdiye kadar yazdıklarımda gözettiğim, yapmaya çalıştığım bir şey vardı. okuryazarlık üzerine yazdığım kitapla, bugüne değin yazdıklarımın hesabını vermem kolaylaşır mı diye bir ümit, bir dua taşıyorum. başta bahsini açmıştım: çalıştığım, çalışacağım dosya rahmetli dedemin geride bıraktığı mektuplar. eğer bu mektupları ben yayına hazırlamazsam benden başka hazırlayan olmaz diye tahmin ediyorum. o bakımdan bu mektupların neşre, okunmaya hazır hâle getirilmesini öncelemek derdindeyim. mektupların yarıdan fazlasını bilgisayar ortamına naklettik. sanıyorum bugünlerde tamamlamış olacağız. inşallah bu yaz boyunca bu mektupları işlemek, ağırlık verdiğim birkaç meseleden biri olacak. edebifikir’de bu mektuplardan bazı bölümleri neşretmek düşüncesindeyim, bakalım, ya nasip.

met: biraz geçmişe, hatıralara, eve dönmüş gibisin sanki. dedenin mektuplarıyla meşgûl olman, ailende hastalar, taşranın gündelik hayatı filân…

mrk: tam olarak böyle değil. yani bir geri çekilme, kenara çekilme yok. uzlet değil ama bir muhasebe devresi, belki bir tür arınma devresi de sayılır bu dönem. Kitaplarım kahramanmaraş’ta kalmıştı, geldim onları kutulardan kurtardım. az bir kısmını kütüphaneye bağışladım, edebifikir okuyucusu bir öğretmen arkadaş öğrencileri için kitap istedi. galiba muğla’dan yazıyordu, notlarıma bakmam lâzım, ona da bazı kitaplar gönderdim. 150 civarı kitap tasfiye ettim. dergiler var onlardan da bir tasfiye düşünüyorum. bu taşra sükûnetindeyken birikmiş notları, defterleri, dosyaları da elden geçirmek, ayıklamalar yapmak istiyorum. askerden evvel ufak tefek bazı şeyler yapmıştım. yazılarımı da gözden geçirmem lâzım. mostar için yazdığım bazı kapak yazılarını şimdi çok çapaklı buluyorum. kimi yazıları genişleştmek ihtiyacı duyuyorum. biz daha mostar’ı devralmadan sulhi abi ekipten ayrılınca ben bir dergi konsepti oluşturdum, şimdi davut abi başka bir konsept, bir yapı kurdu. bunların da muhasebesini yapmak lâzım. davut abi, kaç zamandır maraş’a gelecek, nasip olur da gelirse onunla bu meselenin bir değerlendirmesini yaparız. şunu da ilave edeyim: istanbul’daki kadar hareketli ve üretken olmasa da gene meşguliyetlerim var. yani muhasebe, arınma filân deyince belki başka türlü anlaşılır. dedemin mektuplarını dediğim gibi bir kitap olarak hazırlıyorum ama o aynı zamanda bitirme tezim, tarih bölümü için. öte yandan, ingilizcemin “reading” kısmını takviye ediyorum, yakın zamanda inşallah istediğim noktaya gelmiş olacağım. burada bir grup genç arkadaşla okumak, yazmak üzerine düzenli olarak bir araya geliyoruz, bazı çalışmalar yapıyoruz. bir tür atölye diyelim. üniversite bünyesinde de bazı şeyler var. fakat bu şehirde hep ben heybemden veriyorum, bu şehir heybeme bir şey atmıyor gibi bir his yakalıyor zaman zaman beni.

met: dergicilik devam ediyor mu?

mrk: mostar’dan ayrıldım biliyorsun. edebifikir’e de eskisi kadar kıymet katamıyorum. aşkar’a da öyle. kaygusuz’un ekibinde dursun da bulunduğundan (dursun göksu’yu kast ediyor), o da aşkar gibi benim için. fakat dergicilik eskisi kadar meşgul etmiyor beni. büsbütün kopmak olmuyor dergicilikte, yazmak gibi, kesip atamıyorsun. o dergicilik zehirlenmesi denilen şey, bende de zuhur etti anlaşılan. ama şu sıra dergilerden eskisine nazaran uzağım. içimde ukde olarak birkaç dergi fikri kaldı. aykut ertuğrul ile “hikâye” diye sadece modern öyküye değil her türden tahkiyeli metne yer veren bir dergi projesi konuşmuştuk. meğer ikimizin de kafasında aynı şeyler varmış. o söylüyor ben evet diyorum, ben söylüyorum o evet diyor. heyecanlanmıştık. belki çıkarırız diye ayrıntısını anlatmayacağım! bir de hasan ejderha ile zaman zaman esprisini yaparız: benim kafamda yıllardan beri “ekmek” adında bir dergi çıkarmak fikri vardı, hasan abi’ye açtım bu mevzuyu. ekmek fiyatına olacak, ekmek satılan her yerde satılacak, fırıncılar odasıyla filân anlaşacaksın, dağıtımını fırınlar aracılığıyla yapacaksın. hasan abi emekli olunca çıkacak dergi bakalım! artık gerçekleştirmemin pek imkânı olmayan bir dergi düşüncesi de iş işten geçtikten sonra aklıma düşmüştü: istanbul’da öğrenci olsaydım moritanyalı, sudanlı, burkinofaso’lu arkadaşlarla arapça bir dergi çıkarmak… iki dilli, türkçe ve arapça olarak… bir de “cinsiyet&siyaset” alt başlığıyla bir dergi çıkarmayı düşünüyordum. tek sayı da olsa çıkarmak arzusundayım hâlâ.

met: cinsiyet?

mrk: cinsiyetle siyasetin kesiştiği sahaları kendine konu edinen bir dergi.

met: sana hiç konduramadım galiba.

mrk: aşkar’da “at-avrat-pusat” temalı bir yazım da aynı sebepten yayınlanmamıştı. benden böyle bir yazı geldiği için şaşıran arkadaşlar oldu. sert buldular yazıyı. ayrıca “karacaoğlan şiirinde fransız öpücüğü niçin yok?” diye bir yazı da yazmıştım. eskisi kadar yazamayışımın bir sebebi de bu aslında: kaygusuz dışında rahatça yazabildiğim bir yer yok. mostar’a rahatça yazı gönderemiyorum, edebifikir’e ve aşkar’a da öyle. editörler beni yazıdan soğuttu! (tebessüm ediyor)

met: istanbul’dan ayrılıp maraş’ta yaşamak zor olmadı mı?

mrk: istanbul’dan ayrılırken sulhi abi’yi yapayalnız bıraktım da dönüyorum diye üzülüyordum. burada yaşadıkça yapayalnız kalmış olanın kendim olduğunu fark ettim. sulhi abi her zaman o bildiğin paltosunun altında kendini saklı tutmuştur.

met: anket sorusu kabilinden bazı sorularım var.

mrk: evet…

met: başlıyorum… üstad muharrem cezbe kimdir? sizin üstadla bağınız nedir?

mrk: ehline mâlumdur. bu fakir-i hakir de üstadın bendesidir.

met: kaçamak bir cevap oldu. neyse… bugünlerde hangi kitapları okuyorsun?

mrk: hamidullah’ın siyerine ve riyâzü’s sâlihîn’in yaşar kandemir şerhine devam ediyorum. ayrıca biliyorsun “şairin devriye nöbeti” serisine devam ediyorum. dokuzuncu ciltteyim. sen kaça geldin?

met: yediyi okuyorum şu an. youtube’ı açınca dinleyeceğimiz bir şey söyler misin?

mrk: “necdet yaşar – uşşak saz semaisi” yaz veya “mustafa doğan dikmen – bâğ-ı dehrin hem hazânın hem bahârın görmüşüz” yaz.

met: bir kitap tavsiyesi?

mrk: evin mahremi olmak – ali yurtgezen

met: niçin orhan veli?

mrk: aslında bir rezervim, özel bir tavrım yok. sulhi ceylân’ın şiir konusundaki bağnazlığı yüzünden büyüdü o mevzu.

met: en devrimci edebifikir yazarı?

mrk: sulhi ceylân. ama biraz “kendine devrimci”

met: üye olduğun bir kurum, sendika, dernek vs. var mı?

mrk: istiklâl marşı derneği üyesiyim.

met: görmek istediğin ülke veya ülkeler?

mrk: harameyn’e gitmek istiyorum. halep burnumun dibindeydi, gitmediğime pişmanım. moritanya’yı görmek, oradaki insanlarla tanışmak isterim.

met: istanbul mu, kahramanmaraş mı?

mrk: bozcaada. gerçi “o sevgili” olmadıktan sonra her yer fizan, değil mi?

DİĞER YAZILAR

6 Yorum

  • Ebubekir UYKUN , 07/08/2018

    Genç, dinamik ve Ufku geniş bir yazar M.Rasit Küçükkürtül. İki eserini okumak nasip oldu çok şükür. Lakin yıllar boyu beraber olduk üstadın kendisini okuyamadık ne yazıkki… Kahramanmaraş mı.? İstanbul mu.? Sorularına, Sevgili neredeyse Sevilen yer odasıdır… Cevabı bir yerden tanıdık geldi… Selam ve dua ile üstada hürmetler…

  • Hasan Ejderha , 06/06/2017

    Mehmet Raşit KÜÇÜKKÜRTÜL’ün “EKMEK” Dergisi ile ilgili söyledikleri yeniden heyecanlandırdı beni. Hoş heyecanım hiç eksilmedi bu konuda… Ayrıca “edpirisini yapıyorduk” diye ifade etmiş ya Raşit; beb çok cittiydim. Emekli olasım geldi dergiyi bir an önce çıkarmamız için.

  • Zeyneb , 05/06/2017

    Heybeden vermek tabirinde kendimi buldum. Yedi yılda bir gelen dönemeçlerde de. Henüz dördüncüsüne ulaşamadım ama… Bazı yazılar, bazı ifadeler çoktandır söylemeye çalıştığım ama söyleyemediğim şeyler ifade ediyor sanki.

  • Kamile , 04/06/2017

    28 yaşına kadar ”babam bu gece beni dövmesin artık” diyenlerin derdi daha büyük sanki.

  • Sinan turap , 04/06/2017

    Eyvallah .biraz daha yakından tanıma fırsatı verdiniz. Sağolun. 28 yıldır habersiz kalmışım raşit beyden. Yoksa bahsettiği 7 li yaşların 28inde miyim.?

    • Bahadır Dadak , 04/06/2017

      sinan abi bugün rüyamda seni gördüm abi. Allah inandırsın yalanım yok. saat 13:00 sularıydı galiba, böyle tilki uykusundayım abi, hani yakaza hali diyorlar ya öyle, aa bi’ baktım sinan turap diye bir isim telefonun ekranında yanıp yanıp sönüyor. ortalık zangır zangır titremeye başladı. işin garibi telefon numaran kurumsal hat numaralarına benzer altı haneli garip bir numara. bi’ şaşırdım bi’ şaşırdım anlatamam. sonra çaldı baya telefon… açmaya üşendim uykuya kaldığım yerden devam ettim. gri, kasvetli, puslu bir ortamda uyuduğumu hatırlıyorum. hayır olsun inşallah…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir