Batı Korosu

Hızırla Kırk Saat adlı, kırk bölümlü şiirimi 1967 yılı mayıs ve haziran aylarında, Yenikapı’da, deniz kenarında, kayalıklar arasındaki bir kır kahvesinde yazdım. Aşağı yukarı kırk gün, akşamüzeri, bir iki saat, orda, deniz dalgalarının kıyıya çarpma seslerini dinleyerek ve her seferinde şiirin bir bölümünü yazarak kitabı tamamladım. Zaten, bu yüzdendir ki, şiire, Hızırla Kırk Saat ismini verdim: Sanki orada Hızır’a randevu vermiştim de, her gidişimde, bu randevunun verimi ve armağanı olarak bir bölümle döndüm.

O zamanlar, deniz, İstanbul’da, şehir içinde de tertemizdi. Yenikapı, sahil olarak uğranılan bir yerdi. Sahil yolunun altında, kayalar arasında bir kahve vardı. Deniz kıyısına minderler konmuştu. İsteyen mindere oturuyor, isteyen hasır iskemleye, yer iskemlesine. Sadece çay veriliyordu gelenlere. Şehir arkada, deniz önde, tüm ilhamlara açık, berrak suları ayna ve hafif şıpırtılarını çağrışım müziği gibi hissederek şiirimin gelişini bekliyordum her gittiğimde.

Yine bir gün, bir bölüm şiir yazıp, akşam karanlığı çökmeden Beyazıt’a doğru dimdik olan Kadırga yokuşundan çıkıyordum. O günün şiir yazma saatini kapatmıştım ama ilham devam ediyordu. İşin garip tarafı Fransızca mısralar halinde geldi şiir. Bu da normaldi. Parçanın adı BATI KOROSU’ydu. Batının seslenişini sembolize eden parçanın, bir batı diliyle gelişi yadırganmamalı. Kitaba da o şekilde girdi.

O zamanlar Fransızca bilenler çoktu. Ben de soranlara şiiri hep açıkladım. Ama giderek Fransızca bilenler azaldı. Bugün o parça, kitapta sanki bir hiyeroglif metni gibi kaldı.

Şiirin Türkçesini kitaba koymamıştım. Zaten, sırf, ses benzeşmeleri ve çağrışımla, yolda yürürken gelen ve aklımda tutup Beyazıt’ta bir kahvede yazıya geçirdiğim parçayı Türkçeye yine şiir olarak çevirmek de kolay değildi.

Bugün de bu şiiri, yine şiir olarak çevirmek oldukça güç. Ancak, biz burda şiirin anlamını vermeğe çalışacağız. Böylece, kitabı okuyanlar, o parçanın anlamına bir dereceye kadar nüfuz emiş olurlar şiirin metni:

BATI KOROSU

O les éveils et réveils des réves des abeilles du matin
Les cas de séparation de nous des nuits de satan
Les crépuscules des hommes incarnés des sultans
Ressuscités des jardins argentins du temps de I’Ottoman

La lune est la seule souveraine des déserts frémissants
Descend et monte sur les chameaux fluorescents fleurissants
Une vérité pour İ’hummanité connaissante
Pour la cité prophétique un licite document

Türkçeye Çevirisi:

BATI KOROSU

Ey sabah arılarının rüyalarının uyanışı ve dağılışı
Bizim, şeytan gecelerinden sıyrılma hallerimiz
Sultanlardan oluşmuş insanların alacakaranlığı
Osmanlı çağının gümüşten bahçelerinde dirilen

Ay, titrek çöllerin tek ecesi,
İner ve çıkar, çiçeklenmiş, fluoresansdan develerin üstünde,
Bilen insanlık için bir hakikat,
Peygamber şehri için apaçık bir belge.

Dediğim gibi, tam çevrilmesi güç. Ya da yeniden bir şiir yazmak gibi. Frémissant (titrek),  fluorescents (fluoresan), fleurissant (çiçeklenmiş) kelimelerinin ses benzerliği göz önünde tutulursa ne demek istediğim az çok anlaşılır. Aynı şekilde, éveil, réveil, réve ve abeille kelimelerinin benzerliği, ya da jardin (bahçe), argentin (gümüşsü), ottoman (Osmanlı) kelimelerinin benzerliği örnek olarak söylenebilir.

Kaynak: Edebiyat Yazıları III Eğik Ehramlar, Sezai Karakoç, Diriliş Yayınları, 3. Baskı, Şubat 2011, İstanbul, Sayfa 22,23,24.           

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir