Geriye Çocukların Acısı Kalıyor

Süleyman Salih, 21 Eylül’de vizyona girecek olan ve Suriyeli yetim çocukların gerçek yaşam hikâyesinin anlatıldığı “Bırakma Beni” filmini yazdı.

***

Bazen bir filmin film olma hikâyesi, filmin içindeki hikâyeden daha yakıcıdır. Ve bu, filmin içindeki hikâyenin yakıcılığıyla birleştiğinde bir sarsılmaya ve artık dünyaya farklı bir veçheden bakmaya sebep olacak bir ruhi dönüşüme sebep olur. Elbette burada her yönüyle kurgu, prodüksiyon işi, ezilenlerin ve kahramanların hikâyesinin anlatıldığı gişe trajedilerinden ucuz dramlardan bahsetmiyorum. Gerçeğin içinde yol alan, izleyeni o gerçekliğin içine çeken ve filmden sonra o gerçekliğin izleyende bir bıçak yarası gibi iz bıraktığı hakiki filmlerden bahsediyorum. Bu manada izlediğim en sarsıcı filmlerden biri,  Bahman Ghobadi’nin 2004 yapımı, savaş ve çocukları anlatan Kaplumbağalar da Uçar filmiydi. Bu filmle aşağı yukarı aynı konuya odaklanan ve o denli tesirli başka bir film izlememiştim diyebilirim. Tâ ki uzun zamandır merakla beklenen Bırakma Beni’yi izleyene kadar. Bosnalı yönetmen Aida Begic’in Beşir Derneği himayesinde ve ortaklığıyla çektiği bu film, anlattığı hikâye kadar çekilme hikâyesiyle de başka bir hikâye anlatıyor. Bu hikâyenin sebebi olan Suriye savaşının toplumsal vahametini yıllar ve rakamlar acı bir şekilde ortaya koyuyor.

Aida Begic’in hayatı göz önünde bulundurulduğunda, bir yetim filmi yönetmenliği için en doğru isimlerden biridir demek mümkün. Bosna savaşı yıllarında Aida Begic de Bırakma Beni filminin başrolü İsa Demlakhi gibi 15 yaşında olduğunu söylüyor. Daha önce yaptığı iki film de savaş mağduru kadınlar ve yetim çocuklarla ilgili. Savaş mağdurlarının filmini yapmak konusunda ise durmamız gereken yeri şöyle ifade ediyor Aida Begic; Biz Bosna’da savaşı yaşarken, bazı sanatçıların ve insanların gelip bizim hayatımızı araştırmasını, o yaşananlardan bir şeyler çıkarmasını sevmezdik, bunun bize faydasını olacağını bildiğimiz halde. Bizim hüznümüzden para kazandıklarını, kendi ünlerini arttırdıklarını düşünürdük. Bu yüzden onları samimi bulmazdık. Şu an anlıyorum ki, bu yapılanlar gerçekten çok faydalıydı.” Bununla birlikte baştaki ‘kamera silahlar karşısında ne yapabilir’ sorusuna “Sinemanın savaşları durdurabileceğini düşünmüyorum. Ama filmler, bazı konular hakkında insanların bakış açılarını değiştirebilir” cevabını veriyor Begic. Bırakma Beni filmi de bu anlamda ciddi bir adım. Çünkü Suriye savaşının başından itibaren uluslararası toplumun gerek yardım anlamında gerek de savaş ile ilgili farkındalık edinme/oluşturma hususunda hiçbir gayreti olmadı. Begic bu durumu “Bosna savaşına sanatçı ve entelektüellerin az da olsa ilgileri vardı, yapılan sanat faaliyetleri ülkedeki savaşa dikkat çekti. Aynı ilgi Suriye’de olanlara karşı gösterilmiyor. Uluslararası toplum ve Batılılar yeterli alakayı göstermiyor, orada ne olduğu kimsenin umurunda değil”  diyerek özetliyor.

Filmin yapım sürecindeki en çarpıcı özelliklerden biri uluslararası kolektif bir çalışmayla vücuda gelmesi. Bu da Begic’in “Suriye’de olanlara dünyanın dikkatini çekme” isteğinin bariz bir göstergesi. Filmde on üç ülkeden gelen yaklaşık yüz kişi çalışmış ve set ortamında Arapça, Türkçe, Boşnakça ve İngilizce konuşulmuş. Filmin bu ortamı ile ilgili “Bırakma Beni, Türkiye’deki Suriyeliler hakkında, Bosnalı yönetmen tarafından çekilen, 13 ülkeden insanın çalıştığı bir film projesi. Proje tipik bir Türk, Arap ya da Bosna filmi değil.” diyor Begic. Önceki filmlerinde olduğu gibi savaş mağduru yetimlerle ilgili bir film yapmak istediğini ve bunun yapabileceği tek yerin Türkiye olduğunu söyleyen Begic ikisi de savaş mağduru bir Boşnak ve bir Arap’ın film çekmek için Türkiye’de olmasını çok anlamlı bulduğunu söylüyor. Türkiye’nin 3 milyondan fazla Suriyeli mültecinin hayatını kurtararak muhteşem bir iş başardığını söyleyen Begic, “Türkiye’ye gelen insanların yardımlar sayesinde hayatta kalması paha biçilemez bir durum. Diğer komşu ülkelere nazaran Türkiye, Suriyeli göçmenlere çok daha iyi davranıyor” diyor.

Bırakma Beni filmi iki yıllık bir hazırlık sürecinin ürünü. Suriye’de olanlarla ilgili, onların kültürleri ile ilgili kendisinin de önceden çok fazla bilgisi olmadığını söyleyen Begic, Suriyelilerle tanışıp onlarla zaman geçirdikçe birçok ortak nokta bulduğunu, daha önce hiç görüşmediği akrabalarıyla buluşmuş gibi hissettiğini söylüyor. Aynı zamanda Bosna savaşından sonra ilk defa savaş psikolojisini tekrar yaşadığını söylüyor. Gaziantep, Şanlıurfa, Hatay ve Akçakale’de yetimlerle bir yıl boyunca atölye çalışmaları yapıyor Begic. Bu atölyeler hem çocuklar için bir rehabilitasyon oluyor hem de Begic 350 kadar savaş mağduru çocuk içerisinden yetenekli olanlarını film için eğitiyor. Seçtiği çocukların hayatlarına ve gezdiği mülteci kamplarından edindiği bilgilere ve izlenimlere dayanarak bir senaryo yazıyor. Yani filmdeki çocukların hikâyeleri, onların gerçek hayat hikâyeleri aynı zamanda. Bu süreçte “bir süre sonra gerçek ile kurgu iç içe geçiyor” diyen Begic filmin etkisi ile ilgili de ipucu veriyor. Çünkü film bu manada kurgusal durmuyor. Şanlıurfa sokaklarında yaşam mücadelesi veren bir grup yetim Suriyelinin gerçek yaşamlarını bir kamera ile takip etmek gibi. Onlar orada yaşıyor, şu an bile hâlâ orada yaşıyorlar, onlar ve onlar gibi binlerce yetim çocuk. Film bu hissiyatı sürekli diri tutuyor. Suriyeli mülteciler ve yetimler ile ilgili bakışınızı kökten değiştiriyor -varsa- önyargılarınızı yıkıyor. Film bittikten sonra biri ne zaman yetim dese, Suriyeli mülteci dese, o çocukların yaşadıkları gözünüzün önüne geliyor. Filmin bu yönüyle başta bahsettiğim Kaplumbağalar da Uçar filminden ayrılan yani her an yaşaması. Kaplumbağalar da Uçar filmi de savaş ve çocuklar konusunu daha sert daha acı bir şekilde ve karamsar bir bakış açısıyla ele alırken Bırakma Beni acıları göze sokmadan, şiddet göstermeden, umudu yeşerterek meramını anlatıyor. Filmi tamamen çocukların hayatları üzerinde kurmasının sebebini de şöyle açıklıyor Begic; “Bu film diğer filmlerimden farklı olarak çocukların dünyası üzerine kurulu. Sadece onların dünyasını ve bakış açılarını yansıtıyor. Bu nedenle film sadece dram değil, her durumda umut ve sevginin de çocuklar tarafından nasıl yeşertildiğinin bir yansıması.”

Çocuklarla yaptığı atölyelerde ve film çekimleri boyunca onlarla bir aile gibi olduklarını söyleyen Begic, filmi bitirdikten sonra onlardan ayrılıp Bosna’ya dönmenin zor olduğunu söylüyor. Filmine derinlemesine ilgiyle ve iyi niyetle yaklaşan, anlattığı hikâyenin içinde yaşamaya çalışan, bir film yapmak derdiyle değil o çocukların hikâyelerini dünyaya duyurmak niyetinde olan bir yönetmen Begic. Filmde bu çabanın ve iyi niyetin etkisiyle izleyeni de o yaşantıya ve çabaya dâhil ediyor. “Günün sonunda nasıl bir politik gündem, nasıl bir tarihi arka plan olursa olsun, arkada kalan şeyler çocukların acısı oluyor” diyen Begic, haberlerde en fazla birkaç dakikalığına gördüğümüz, bir fotoğraf karesinde görüp yazıklanıp geçtiğimiz binlerce Suriyeli çocuğun aslında kim olduklarını, ne hissettiklerini, aslında neler yaşadıklarını sarih ve samimi bir şekilde anlatıyor filmiyle. İsa’nın gördüğü rüyalar, Ahmet’in gerçekle iç içe geçen hayal dünyası, M’utez’in ettiği dualar, Tukka’nın güvercin sevdası Suriyeli yetimlerin psikolojisine dair önemli ipuçları. Suriyeli çocukların ruh sağlığına dair hazırlanan bir raporda travma sonrası stres bozukluğu nedeniyle çocukların giderek yataklarını daha fazla ıslattıkları, yüzde 48’inin konuşma yeteneklerini kaybettikleri ya da savaşın başlamasının ardından konuşma güçlüğü çektikleri belirtiliyor. Görüşme yapılan çocukların ya daima acı çektiklerini veya büyük üzüntü duyduklarını söyledikleri belirtiliyor. Buradan bakınca film sadece bir hikâye anlatmıyor, o çocukların ruh dünyalarına girmemizi ve ruh dünyalarını perdesiz bir biçimde görmemizi sağlayarak onlara dair bizim gözümüzdeki kara perdeleri kaldırıyor. Tüm bunlara rağmen filmde çocukların çocuk olmaları itibariyle bir umut aşısı taşıdıklarının altını çizen Begic, “Her ne kadar travma atlatmış ve yürekleri yaralı olsa da bu çocuklar hayatı, insanları ve birbirlerini yeniden sevmek için yeterli gücü ve güzelliği kendi içlerinde bulacaklardır” diyor.

Savaştan kaçıp sınırın öte tarafına geçip yeni bir savaşın, yaşama savaşının içinde kendilerini bulan çocukların ikilemleri, çaresizlikleri, her ne kadar devlet tarafından sahiplenilseler de halkın bir kesiminin onlara kötü davranması gibi bir çocuk için çok zor olan durumlar sonucunda birden büyüyen, aniden olgunlaşan çocuklar bunlar. Fakat içlerinde o çocuksu hayaller, istekler hep diri. Ahmet’in babasına duyduğu hasretle gördüğü hayaller yanında muzipliği, İsa’nın daha 15 yaşındayken bir yetişkin gibi davranmak zorunda olup para ile okumak arasında bir tercihe mecbur olması ama yine de hep arkadaşlarına omuz vermesi, Mu’tez’in Yetenek Yarışması’nda birinci olma hayali, Tukka’nın parasızlığına rağmen bitmek bilmeyen güvercin sevdası. Filmde Yeni Suriye’nin Geleceği olarak görülen bu çocukların hepsi acıyla harmanlanmış bir umudu büyütüyor, Suriye için.

Filme dair daha birçok detay ve anlatılması gereken mesele var elbette. Filme dair daha fazla detay vermemek ve merakınızı celbetmek adına bu kadarı sanırım yeterli. Böylesi filmlerin yazılmaktan çok izlenmesi ve izletilmesi gerektiğini izlediğinizde açıkça görebilirsiniz. Savaştan kaçıp gelmiş, ailelerini yitirmiş, yaralı ruhları ve geleceğe dair azalan umutlarına rağmen kamera karşısında bir oyuncu olarak tabiri caizse “döktüren” bu çocuklar hâlâ Beşir Derneği’nin himayesinde ve film ekibinden çoğu kişi hâlâ onlarla görüşüyor.

Bu film vesilesiyle umulur ki yetimlerin bize değil bizim onlara ihtiyacımız olduğu gerçeği yüreklerimize bir nakış gibi işlenir ve hiç sönmeyen bir kor gibi her daim yanar.

Süleyman Salih

 

DİĞER YAZILAR

1 Yorum

  • Meyra , 24/09/2018

    Filmi dün izledim. Filmden sonra Aida hanımla konuşma imkanımız oldu. Arkadaşlarımızdan biri, galiba bu filmi çekemeyeceğiz çok zor olacak dediginiz bir nokta oldu mu, nasıl moral buldunuz diye sorunca Aida hanım, farklı bir dili konuştukları için oldukça zorlandıklarını belirtti. Çıkmaza düştüğümde “Bu çocuklar için değer” diye düşündüm dedi.Yürekten alkışladık.
    Filmi izleyince göreceksiniz filmin bir sonu yok. Çünkü hayat da böyledir o çocuklar bu hayatı yaşamaya devam ediyor…
    Söylenecek daha pek çok şey var. Sözün özü Filmi izleyin ve insanların izlemesine de vesile olun. Vesselam
    **Yazıdaki kıymetli yorumlar için de ayrıca teşekkürler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir