Semih Kaplanoğlu ve Bal

 

Bildiğiniz üzere Semih Kaplanoğlu’nun, beş yıl süren Yusuf üçlemesi ”Bal” ile sona ermişti.

 

Bal filminde, Kaplanoğlu bizi heybetli ağaçlarla dolu orman köyüne çağırıyor. Gayri-modern bu ortam sayesinde temel barınma, geçinme mücadelesi, bu mücadelenin insan suretlerindeki yansımaları kolayca verilerek; modernden sıyırılıp, çıplak şekilde izleyici ile ruhun buluşması sağlanmış.

 

Filmde geçen ilk diyalog, babası Yakub’un uyuduğu odaya girerek takvime yönelen Yusuf’un, babasının ona”Oku!” demesiyle başlar. İşte bu an, bize filmin kafa yapısı hakkında ön bilgi veren ve ”Vay anasını” dedirten ilk an. Bu sahnede yaşadığım enteresan bir olayı paylaşmak isterim. Yakub, Yusuf’a ”Oku!” dediğinde, nedendir bilinmez okuduğu takvim yaprağının gösterdiği ayın Ekim ayı olduğunu düşündüm ve bu minik tahminim tutunca afalladım. Eğer bu olayda Semih Kaplanoğlu’nun çözemediğim bir yolla parmağı varsa, gelmiş geçmiş en büyük yönetmenlerden biri ile aynı devirde nefes aldığımızı söylemekten çekinmeyeceğim.

 

Babasından başka kimse ile konuş(a)mayan minik Yusuf, kesinlikle filmde ajitasyon unsuru olarak kullanılmamış. Bırakın Yusuf’un hissettiği acılardan dolayı ağlamasını; enteresan şekilde Yusuf’un konuşamamasına, arkadaşları ile beraber oyun oynamayışına, okuma bilenlere verilen kurdeleden alamayışına dahi üzülmüyorsunuz. Gelişi güzel ve sözün hakkını veremeden söylenen ”Susmak da erdemdir.” vecizesinin vücuda gelmiş halidir Yusuf ve ona ağlayacaklar varsa eğer, oturup kendilerine de ağlamalılar. Yusuf’un suskunluğu, kendini bastırılmış hissetmesinden dolayı değil, sahip olduğu rüyanın (belki de) ona kazandırdığı derin bir ruh halinden sebeptir.

 

Filmde bir ara Yakub, bal toplamak ümidiyle evden ayrılır. Yusuf’a iki gün sonra geleceğini söylemesine rağmen gelmez ve bu durum karısının ve oğlu Yusuf’un kaygılanmasına neden olur. Bunun üzerine Annesi, Yusuf’u fazla üzülmemesi için yaylaya gönderir. Yusuf’un yaylaya gittiği akşam genç ve yaşlı kadınlar bir evde toplanmışlar ve dini sohbet yapıyorlardır. Sohbetin konusu ise ”Mirac” hadisesi:

 

”… Üçüncü semada Yusuf ile dördüncü semada İdris ile beşinci semada da Harun ile karşılaştım. Onlara selam verdim, selamımı aldılar, arkasında ‘Hoşgeldin salih kardeş, salih peygamber.’ Arkasından bana bir kap şarap, bir kap süt ve bir kap bal getirildi. Ben sütü aldım.

 

Bu filmin, serinin diğer iki filmine en büyük atfı bana göre bu sahneydi. Yumurta filmini hatırlayanalar bu kısa hikâyeyi duyduklarında Yumurta filminin ilk sahnesinde, şuh bir kadının aldığı yemek kitabının karşılığında Yusuf’a bir şişe şarap verdiğini hatırlayacaklardır. Belki de S. Kaplanoğlu o filmin adını ”Yumurta” değil de ”Şarap” koymayı istediğini ve bundan küçük bir pişmanlık duyduğunu anlatmaya çalışıyor.

 

S.Kaplanoğlu dehası ile beraber bir şarklıdan her zaman beklenmeyecek kadar Batı sanatına vâkıf bir yönetmen. Bu film susmanın ne demek olduğunu, hüzünlenmek için ekranda birilerinin gözyaşı dökmesinin gerekmediğini ve bunu başaracak kişilerin ancak büyük yönetmenler olduğunu gösterdi.

 
-Filmle ilgili:
*    http://www.kaplanfilm.com/tr/bal.asp
**  http://tr.wikipedia.org/wiki/Bal_(film)
***http://www.berlinale.de/en/archiv/jahresarchive/2010/02_programm_2010/02_Filmdatenblatt_2010_20104005.php#id=20104005
-S. Kaplanoğlu ile ilgili:
*    http://www.kaplanfilm.com/tr/iletisim.php?f=1
-S. Kaplanoğlu’nun Ödülleri İçin:
*    http://www.kaplanfilm.com/tr/oduller.php?f=1  

 

 

 

Edebifikir

 

 

DİĞER YAZILAR

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir