Yazarlarımızın Yaz Günleri

Yazarlarımızın yaz günlerini nasıl geçirdiğini merak ediyorsanız işte çarpıcı gerçekler. Yoğun istihbarat çalışmalarımız meyvesini verdi. Yazarlarımızın ipliğini pazara çıkarıyoruz.

***

Bahadır Dadak

Sözlendiğinden beri haber alamıyoruz. 23 Haziran’da dünya evine şutlandı, kurban edilme törenine gidenlerin gıkı çıkmıyor. Yeraltı edebiyatı kariyerini, çizerliğini, bohemini, şairliğini, içindeki insan sevgisini ve kitaplarının arasında nemli tuttuğu tütün sarısı gençliğini evliliğine ve mobilya taksitlerine adadığına dair haberler kulislerde konuşulmaya başlamış durumda. Kitap okumaya ve yazı yazmaya verdiği emeğin bekârlığından kaynaklandığını düşündüğümüz Bahadır’ın acilen kilo almasını ve hafta sonları cız bız yapmak için mesire yerlerine gitmesini bekliyoruz. Izgarayı tutuşturmak içinse bekâr yılları boyunca okuduğu kitapları kullanacağı söylentiler arasında… Bahadır’ın hangi bankanın nerede olduğunu bilen, “ona küçük sürprizler yap” günahının nerede işleneceğini ezberlemiş, gözleri artık uzaklara değil fatura mesajlarına dalan, göbeğinin çevresindeki genişlemenin gıriinpiis kızlarınca endişeyle takip edildiği top sakallı, gözlüklü, trikosunun kollarını göğsünden düğümleyen, hanımköylü bir hitit erkeği olmasından korkuluyor. Hattuşaş şehrinde Kafkaesk günler geçiren Bahadır Dadak konulu bir roman projesi için Bursa Belediyesi niçin Enis Batur ile görüşmüyor?

Davut Bayraklı

Bir gece yarısı Sulhi’yi arayıp gayet çaresiz ve hüzünlü bir sesle “Ben ettim sen etme!” diyen ve malum tehlikeden Sulhi’yi sakındırmaya çalışan Davut Bayraklı nereye koşuyor? Şöhret onu ne hâle getirecek? Yeni bir yayınevi ile mi anlaştı? Milyon dolarlık bir imzayla kitabı İngilizceye mi tercüme edilecek? Hakkında bin bir dedikodunun çıktığı Davut Bayraklı, konuşan tarih serisini yazmaya devam ediyor. Tarihi konuşturulacak bir nesne haline getirmesi sebebiyle Dünya Tarih Vakfı tarafından yılın tarih konuşturucusu seçildi. Sultan Abdülhamid Han’ın etinden, sütünden, şöhretinden ve daha neler nelerinden faydalananlar kervanına katılan Davut’un bu yaptığının bedeli olarak yaz sıcaklarını iki kat duyduğu, yerinden kıpırdayınca tere battığı söyleniyor. “Gecenin İkisinde Bebek Bezi Almak için Sokağa Çıkmanın Ontolojik ve Epistemolojik Boyutları” hakkında bir doktora tezi yazmak ve üniversiteye geçmek için Tokyo Üniversitesi’ni kandırdığı da iddia edilen Davut Bayraklı’nın sağı-solu Kazakistan’dan geldiğinden beri belli olmuyor. Davut Bayraklı’nın seri hâlde kitap çıkarmasını Enis Batur’un ve Bilal Can’ın korkuyla takip ettiği sanılıyor.

Feyyaz Kandemir

Feyyaz bir kelime işçisi. Köken bilgisine kafayı takmış. Âdem aleyhisselam’ın konuştuğu dili merak ediyormuş. Türkçenin dillerden bir dil olmadığını düşünüyor ve bu konuda okumalar yapıyormuş. Uykusunda şarkı söyler gibi, şiir okur gibi konuştuğu ve aniden uyanıp deftere kaleme sarıldığı, ağlayarak tekrar uyuduğu mahallelinin dilinde dolaşıyor, ne diyelim, Allah şifa versin. Feyyaz okur, düşünür ama az yazar. Az yazar çünkü yazının kemale ermesini ister. Hâlbuki insan der demez aklımıza nâkıs kelimesi gelir. Biz insanlar olarak yaptığımız işleri acizliğimizle imzalarız. Feyyaz’ın bunu anlaması için umutla beklemeye devam edeceğiz.

Halil İbrahim Aslan

Yaz aylarını nasıl geçirdiğine dair bilgimiz olmayan tek yazarımız. Halil İbrahim Aslan’ın ayakkabı numarasının kaç olduğunu kendisi ve Sunay Akın dışında kimse bilmiyor deniyor. Konuyla ne alakası var diyecekseniz. Alakayı da Enis Batur kursun.

Mehmet Raşit Küçükkürtül

Mehmet Raşit bir proje adamıdır. Devrimciliğinin yanında sürekli yeni projeler üretmesiyle bilinir ama bir insan bu kadar çok proje üretince hangisini hayata geçireceği konusunda şaşırıyor. Mehmet Raşit’in projelerden ve işten başını alamadığı bu yüzden asistan tuttuğu rivayet ediliyor. Asistanına, kahve yapmasını bilmediği için sık sık fırça attığı gelen haberler arasında. Öte yandan Mehmet Raşit’in bir yayınevi kurmak için girişimde bulunduğu ama çevresinde editörlük yapacak kimse olmadığı ve yayınevinin bürosunu “Türkiye Nasıl Kurtulur?” temalı konuşmalarla meşgul eden kişiler yüzünden kapatmak zorunda kaldığı iddia ediliyor. Bilindiği gibi Mehmet Raşit, evlenmekle yazı masası solmayan ikinci Edebifikir yazarıdır. Arşivlemek kastıyla onlarca defter tuttuğu, öldükten sonra geriye bıraktığı defterleri neşretsinler diye bir editör ordusu yetiştirmek istediği ama kendisini anlayan bir editörü henüz bulamadığı tahmin ediliyor. Bu konuda Enis Batur’un, yazarımızı kıskanıp kıskanmadığını bilmiyoruz. Mehmet Raşit, tüm yazarlarımız hakkında defterler tutar, önemli hadiseleri not alır. 10 yıl sonra Edebifikir yazarlarının ipliğini pazara çıkarabileceğini umduğumuz Raşit’in yaz aylarını komplo teorileri çözümlemekle geçirdiğini düşünüyoruz.

Bu arada mahalle muhtarından haber aldığımıza göre Mehmet Raşit’in arşivlemek için aldığı kitaplar sebebiyle odasının çöktüğü ve alt kattaki komşunun kendisine dava açtığı söylentiler arasında.

Sulhi Ceylan

Davut Bayraklı’nın bir gece yarısı telefonda “Ben ettim sen etme!” ricasını can-ı gönülden kabullenen Sulhi’nin pasaportunu Athos Dağı Pasaport bürosuna gönderdiğine dair bilgiler aldık. Athos Dağı Yunanistan’ın Aynoroz yarımdasından bulunuyor. 335 kilometrekarelik bir yarımadayı kaplayan dağa bin yıldır kadınlar alınmıyor. Ayrıca kadınların yarımadanın kıyısına 500 metreden fazla yaklaşmalarına dahi izin verilmiyor. Rus Ortodoks rahiplerinin yaşadığı adada kalmak istediğini duyduğumuz Sulhi Ceylan’ın adadaki rahiplerinin hepsini Müslüman yapıp tarikat kuracağına dair üst düzey haberler de aldık. Sulhi Ceylan’ın burada Eski Yunanca ve Latince öğreneceği, Erdal Alova ile Eski Yunanca mektuplaşacağı iddia ediliyor. Sulhi Ceylan’ın aniden böyle bir karar alması karşısında istihbarat çevreleri de şaşırmış durumda. Kimilerine göre Türkiye ile Rusya’nın yakınlaşmasından ötürü, Rusya’nın Yunanistan’da Türk istihbaratı üzerinden nüfuzunu artırmak istediği, Sulhi Ceylan’ın ise Atina Ortodoks Kilisesi’nin müntesiplerini müslümanlaştırmaya çalışmak suretiyle bu projede yer aldığı öne sürülüyor. Öte yandan Sulhi Ceylan’ın eski bir el yazmasını bulmak için Adalar Denizi’ne geçtiği, Bîkariyye Tarikatı’na ait bu elyazmasını aradığı söylentileri de kulağımıza geldi. Bu arada, Enis Batur Eski Yunanca bilmiyor.

Bilal Can

Bilal Can Kıbrıs’ta vatani görevini sürdürüyor. Kitap bulamadığı için askeri evrakları sürekli okuduğu ve yazma ihtiyacını ise ranzaların kenarlarını çakısı ile kazıyarak giderdiği haberleri askeri gazinolarda konuşuluyor. Kıbrıs’ta su kaynaklarının az olmasından ötürü gazoz ile tıraş olan Bilal Can’ın, kendisini İngiltere’de gibi hissettiği söyleniyor. Bilal Can’ın yazma ve yayınlatma hırsıyla dopdolu olduğu, gece rüyasında edebiyat dergisi okuduğu ve çay içtiği kâğıt bardakları bile saklayıp üzerlerine şiir yazdığı söyleniyor. Enis Batur’un Bilal Can’ı kıskanıp yaşadığı hâle kıs kıs gülüp gülmediğini bilmiyoruz ama bildiğimiz şu ki Enis Batur’un babası Muhsin Batur 27 Mayıs 1960 darbesinde Adnan Menderes’i Eskişehir’de tutuklayan teğmendir.

Celal Kuru

Celal Kuru’nun halinin ne olacağını hepimiz merak ediyoruz. Emil Michel Cioran ve Fernando Pessoa okumamasını salık verdiğimiz halde kendini bu ve benzeri yazarlardan alamayan Celal’in pesimist halleri sebebiyle Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı tarafından özel gözetime alınması ve gelecek nesilleri etkilenmemesi için önlemler alındığına dair haberler meclis kulislerinde konuşuluyor. Öte yandan Celal’in bu yaz sosyal medya hesaplarını kapatıp internetle alakasını sadece e-postaya bakmak ve Edebifikir’e girmek sınırlı tutma hazırlığı yaptığı söyleniyor. Celal’in saçını kazıtıp aynaları ve parfümleri çöpe atacağı, tövbe edip yanına Riyazü’s Salihin alıp Sulhi Ceylan’ın peşinden Aynoroz Adasına gideceği de iddia ediliyor. Ancak Celal Kuru’nun boheminin köklü olmadığı, evlendiği anda bu hallerinin geçeceğini söyleyen gazeteci ve mahalle dedikoducuları da bulunuyor. Bu iddiaya göre Celal Kuru, kripto “zihnen evli”dir. Bu zaafının acısını topluma bohem gibi takdim etmektedir. Bohemyalı olduğu tam bir palavradır, yüreğinin derinliklerinde “piknikte mangal yelleyen atletli adam” yatmaktadır. Enis Batur kadar şöhrete ulaşsa bile bir müddet sonra Uğur Koşar gibi kendini harcayacak ve unutulacaktır.

Fazlı Bayram

“Kim bu Fazlı Bayram? Ne cüretle Edebifikir’de şiir yayınlıyor?” gibi sorularla gündeme giren Fazlı Bayram’ın gerçek bir kişi olmadığı müstear olduğu iddia ediliyor. Kim olduğu konusunda birçok rivayet var. Mısralarının dibindeki arabesk tortudan ötürü, bu şiirlerin, Davut Bayraklı’nın Kazakistan’da geçirdiği Mecnunca günlere ait şiirler olduğunu iddia eden akademisyenler bulunuyor. Öte yandan edebiyat eleştirmenleri de bu şiirlerin Davut Bayraklı’ya ait olamayacağı, Sulhi Ceylan’ın acemilik devresindeki şiirleri bu müstearla gün yüzüne çıkartmış olabileceğini söylüyorlar. Fazlı Bayram’ın şiirlerinin Yücel Kayıran’ın Felsefî Şiir Manifestosuna uygun olduğu, dolayısıyla bu şiirleri yazan kişinin bir felsefe talebesi olduğu da yazılanlar arasında. Kırmızı Yayınları’nın yönetmenliğini yürüten Enis Batur ise henüz Fazlı Bayram hakkında bir şey yazmamış ve söylememiştir.

DİĞER YAZILAR

3 Yorum

  • Pars-Aslanbey , 20/03/2020

    Vuruyorsan sebebi vardır.

  • Pars-Aslanbey , 20/03/2020

    Muhsin Batur.Umarım sadece ben anlamamışımdır.

  • Naazenin , 06/07/2018

    Şimdi bu yazıyı bir defa okumakla aklımda kalan özetle şu.( Daha sonra birkaç kez daha okuyacağım eminim farklı noktalar yakalayacağım.)Özetle:
    Bahadır Dadak; Bahadır Adak olmuş.
    Davut Bayraklı, pişman olmuş.
    Feyyaz Kandemir çok olmuş.
    Halil İbrahim Aslan’ın Ne Alakası Var?
    MRK, adı çok uzun olmuş. Kısaltır MaRKa olur.
    Sulhi Ceylan uçar olmuş.
    Bilal Can o şimdi asker olmuş.
    Celal Kuru hayrolmuş.
    Fazlı Bayram kaybolmuş.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir