İlk Okuduğunuz Kitap

Hayatımızda ilkleri hiç unutmayız. Hatta bu ilkler ömrümüzün sonrasını ciddi manada etkilerler. Bu sebeple biz de ilk okunan kitap ve bu kitabın hayatlarımız üzerindeki etkisinin peşine düştük…

Sorgulama Dosyası

İl okuduğunuz kitap?
Kaç yaşında okudunuz?
İlk okuduğunuz kitabın hayatınızın bir bölümünü etkilediğini düşünüyor musunuz?

***

Aydoğan K: İlkokul 4. sınıfa gidiyordum. Sınıftaki mini kitaplığı incelerken, kapağındaki sakallı adam resminden etkilenerek elime alıp okuduğum ilk kitap Robinson Crusoe oldu. Bu arada sakallı insanları severim, dedeleri daha çok. Dedeler sakallı olmalı. Tıraş olan dedeler görüyorum, olmaz! Şöyle anlatayım; benim babaannem keçi sakallıydı.

Kitap hayatımı çok etkiledi. Aradan bunca zaman geçmesine rağmen, hâlâ bir gün bir adada yaşayacağım zannıyla avunuyorum: Adada kimse yok. Yanından yöresinden geçen ne bir gemi, ne bir uçak. Yapayalnızım. Yok değilim, hanım da yanımda. Güneşten yanmış sırt dekoltemle kumsalda çılgın gibi koşup duruyorum. Bir tane maymunla arkadaş olmuşuz, tek kale maç yapıyoruz, muz soyup veriyor bana…

Kitap, etkisini hemen göstermişti. Tenefüslerde hep saklambaç oynamak istiyordum. Öyle bir saklanıyordum ki, kimse beni bulamıyordu. Bulunamamak hoşuma gidiyordu, kendimden geçiyordum. Astral seyahatlerimde “o ada”ya gidip gidip geliyordum. Bulunamamak, kaybolmak isteği öyle hoşuma gidiyordu ki, Saint Exupery’nin uçağıyla birlikte Akdeniz’de kaybolduğunu öğrendiğimde, yazarın tüm kitaplarını okumak için yanıp tutuşmuştum.

Kitap beni epey etkilemiş… Kalabalıklardan, şehirlerden, insanlardan hiçbir zaman hazzetmedim. Mecbur olmadıkça dışarı çıkmadım. Mecbur olmadıkça kimseyle yarenlik etmedim.

Bir gün bir adadan -ki bu bir Yunan adası olabilir, çünkü fiyatlar epey düştü oralarda- Edebifikir’e fotoğraflarımı yollayacağıma inanıyorum. İnanmak, istemenin yarısıdır. İstemek de yarımdır bir şekilde. İnanırsın inanmazsın. Ya sen elinden geleni yapacaksın, Allah büyük.

Ada diyorum… Güzel…

Aaahh Robenson! Niçin o adadan hep kaçmak istedin? Ama niçin Robi, niçin?

Suavi Kemal Yazgıç: İlk okuduğum kitabın ismini hatırlamıyorum ama yazarının adını hatırlıyorum. Enid Blayton’un 30-40 kitabını ilkokul boyunca okudum. Afacan Beşler ve Gizli Yediler isminde iki macera serisi vardı o yıllarda. Bu kitapların hayatımdaki en önemli etkisi bana kitap okumayı sevdirmek oldu.

Bilal Can: ​İlk okuduğum kitabı maalesef hatırlamıyorum. Ama zevkle okuduğum ilk kitap Boris Pasternak’ın Doktor Jivago’su idi. Yeşil kaplı bir kitaptı ve son 20 sayfası yırtılmış, eksik bir kitaptı. Nasıl elime geçtiğini ise hiç hatırlamıyorum. Sanki bir el o kitabı okumam için oraya koymuştu ben de elime aldığımda kalınlığına şaşırarak biraz da merakla okumaya girişmiş ve uzun bir müddet o kitap ile meşgul olmuştum. ​Kitabın son sayfalarına geldiğimde sayfalarının eksik olduğunun farkına vardım, bu yüzden de sonunu hiç bir zaman öğrenemedim. Doktor Jivago’nun yeni baskılarından biri elime geçti fakat çocukluğumdan kalan o hatıraya saygı duyduğumdan yine sonunu okumadan bıraktım. Çünkü insan hatıralarına saygı duymalı. Şu an o kitabın sonunu okusaydım bunu anlatmayacaktım ve anlatmaya da değer görmeyecektim. Kitabın son kısmını okumamak belki de hayatta da bazı şeylerin eksik yaşanma gerçekliğiyle ifade edilebilir benim için.

Kerim Kolat: Teyzemin oğlu Kemal ağabey evlenip yurtdışına gidiyordu. Üzgündüm. Yaşım on üç. Valizlerini hazırlarken tepesinde dikilmiş garip garip hareketlerini izliyordum. Dört valizin ikisi kitapla doluydu. İşini bitirdi bir süre sonra. Bavula sığmayan elindeki kitabı yelpaze etmiş sallıyordu. Ne yapıp ettiyse olmadı. Sonra bana dönüp; “Kardeş bu kitap sende kalsın. Faydalıdır, okursun” dedi. İçimden ne kitabı diye sordum, şimdi sırası mıydı?

Kemal ağabey İsviçre’ye gidip yerleşti, evlendi çoluk çocuğa karıştı. Bu zaman zarfında hatırı sayılır bir kitaplığım olmuştu. Bunların hepsi iki yıl içerisinde gerçekleşti. Sorgulama dosyası için gönderilen maili görünce Kemal ağabeyin verdiği o ilk kitabı yeniden elime aldım. Kitabın kapağında, büyük bir camiyi sırtına almış gökdelenler arasında yürümeye çalışan bir adam vardı. “Minyeli Abdullah”tı bu. O gün bu gündür Minyeli Abdullah’ı arıyorum. Belki de Minyeli beni arıyor. Buluşuruz bir gün. Buluşmalıyız. Belki sıcak bir İstanbul kaldırımında yanımdan batkın adımlarla geçip gitmişti de ben farkına varamamıştım. Aramak güzel. Bulmaktan daha güzel. Seni seviyorum Minyeli Abdullah. Seni seviyorum Kemal ağabey.

Abdullah Taha Orhan: Latin harflerini öğrenmeden Kur’an alfabesini öğrendiğimiz için çok şükür ilk okuduğumuz kitap Kur’an-ı Kerim oldu. Herhalde ilk okuduğumda 5-6 yaşlarındaydım. Elhamdulillah, bu kitap halen hayatımın tamamını etkilemeye devam ediyor, Allah Kur’an’ın rehberliğinden mahrum bırakmasın bizleri.

Latin harfleriyle okuduğum ilk kitaba gelecek olursak, ilk olup olmadığından emin olamasam da ilklerden biri olarak Enid Blyton’ın kitabın içinde çeşitli sorularla seçme ve değişik okuma imkanı tanıyan macera tüneli serisi geliyor aklıma. Türkçe eserlerden de Boğaç Han ve Dede Korkut Hikâyeleri.

Özellikle macera içeren kitapları sevdiğimi hatırlıyorum. Bu yüzden kısa sürede Yavuz Bahadıroğlu’nun kahramanlık hikâyeleri içeren romanlarıyla da kısa sürede tanışmıştım.

Her kitap menfi veya müspet tesir bırakır insanda elbette. Muhakkak bu kitaplar da çocukluğumda bir iz bırakmış olmalı. Özellikle Blyton’ın kitaplarındaki alternatif kararlar ve doğurduğu farklı sonuçlar, farklı tercihlerin varlığı ve bunların farklı sonuçlar doğuracağına dair bir farkındalık oluşturdu sanırım.

Feyza Yapıcı: Sanırım Gulliver’in Seyahatleri okuduğum ilk kitaptı. 1. sınıfın yazında okumuştum, 7 yaşında. Hatırladığım kadarıyla ağır gelmişti bana ilkin. Ama bu denli  fantastik olayları zihnimde canlandırmak da çok hoşuma gitmişti. Maceraları Gulliver değil de ben yaşıyormuşum gibi hayal edip, kitabı öyle okuduğumu hatırlıyorum. Kitap, olağandışı idi evet, fakat bir o kadar da samimi idi. Beni alıp götürüyordu başka yerlere. Bu durum ise, bir çocuk için epey farklı bir deneyim demekti. Kitapların, insanı alıp başka bir yerlere götürebilecek bir gücü olduğunu göstermişti bana. Sanırım, benim üzerimdeki en büyük etkisi de buydu.

Muhammet Emin Oyar: Evimizde turuncu kapaklı eski bir çocuk edebiyatı antolojisi vardı. Okumayı öğrendiğim zamanlar o kitabı okumaya başlamıştım. Bu yüzden ilk okuduğum kitap budur diyebilirim. Bir insan nasıl olur da okumaya bir antoloji ile başlar diye sormayın. Okuma bilmeyecek kadar küçük olduğumuz zamanlarda annem bize o kitaptan masallar ve hikâyeler okurdu. Bu yüzden bu kitaba karşı aşırı bir ilgi beslemiştim. Okumayı öğrenince de kitap paramparça olana kadar okudum. İçinde bir Keloğlan masalı vardı ki onu gün aşırı okurdum. Bununla beraber Cin Ali, Ayşegül ve Ökkeş serilerine de maruz kaldım. Fakat Tom Sawyer benim için bir dönüm noktası oldu. Tom Sawyer’ı on yaşındayken okudum. O yaşlar için önerilen kitaplar yüz sayfayı geçmiyordu. Ben dört yüz sayfalık Tom Sawyer’i üç günde okumuştum ve kitabın ve kitap okumanın ne olduğunu ilk o zaman anlamıştım. Tom Sawyer, Robinson Crusoe’yla beraber bana okumayı sevdiren kitap olmuştu. Şuan bile okuduğum her kitaptan o hazzı almak isterim.

Elif Bayır: Hafızamı yoklayınca bulduğum cevaba ben bile şaşırdım. Okuduğum ilk kitap Ömer Seyfettin’in Yüksek Ökçeler hikâyesinin olduğu kitaptı sanırım. Üstünde topuklu ayakkabı resminin olduğu, pembe kapaklı, fazlasıyla feminen görünümlü bir kitap… 9 ya da 10 yaşlarında olmalıyım, bir kompozisyon yarışmasında kazanmıştım kitabı. Daha önce okuduğum küçük hikâyelerle kıyaslayınca gerçekten bir kitap gibi göründüğünü düşünmüştüm ilk karşılaşmamızda, oysa şimdi pembe kapaklı kitapları hiç sevmem. Ökçenin ne demek olduğunu da okuduktan birkaç sene sonra öğrendim zaten.

Davut Bayraklı: İlkokul 5.sınıftaydım. O zaman Mersin’de oturuyorduk. Mersin denildiği zaman aklıma ilk gelen şey, yemekten bıktığım yer fıstığı ve insanı delirtecek derecede olan sıcaklığıydı. Sıcaklığa bağlı olarak ellerinizi ve ayaklarınızı yaraya çeviren sivrisinekleri, saymıyorum bile. O günlerden birisinde evde bir kitap buldum “Kelebek” diye. Çok kalın hacimli bir kitaptı. Yanlış hatırlamıyorsam 570 küsur sayfaydı. Bitirmek için değil de sırf meraktan başlamıştım. Ama kitap ilerledikçe beni içine çekti ve o çocuk kafasıyla kitabı dört ya da beş günde -tam hatırlayamıyorum zira o zaman Berlin Duvarı henüz yıkılmamıştı, ya da yıkılmak üzereydi- bitirdim.

Kitabın sonunda ana kahramanımız kendisine din ararken neden İslam’ı seçmedi diye çok hayıflanmış, adama da çok kızmıştım. Sadece içki içebilmek için Hristiyanlıkta -galiba katoliklikte- karar kılmıştı. Adamın bütün karizması gözümde dağılmıştı. Ama yine de kitap çok hoşuma gitmişti. O gazla yine evde ablamın bir başka kalın kitabına sarmıştım Hüseyin Nihal Atsız’ın “Bozkurtların Ölümü ve Dirilişi.” Bu kitabı da bir haftada bitirmiştim ve diğerinden daha çok sevmiştim. Mutluydum o zamanlar, Edebifikir yoktu, Aydoğan K ile tanışmamıştım, Sulhi Ceylan bana “Canımsın” demiyordu belki ama yine de mutluydum.

Kelebek kitabının yıllar sonra filmini de izlemiştim ama kitaptaki tadı bulamamıştım. Atsız’ın romanıyla Kelebek’in kahramanı bir anda gözümden düşmüştü. Artık yeni bir kahramanım vardı, hatta bir kaç tane “Yamtar, Gökbörü, Işbara, İstemi, Ay Hanım, Kür Şad.”

Sonuç olarak ilk kitap çok önemlidir, ilk aşk gibi. O ilk kitabı okumasaydım muhtemelen kitap okumaya daha geç başlayacaktım. Ama Kelebek beni kitap okumaya itti, Atsız’ı okudum, ardından Alman tiyatrosuna dair bir eser okudum ve sonrasında Kemalettin Tuğcu’nun serisinden kitaplar almaya başladım kütüphaneden. O zamanlar ilçe halk kütüphaneleri vardı ve 15 gün için size ödünç kitap veriyorlardı. Güzel günlerdi, o günler. Şimdi “Çocuk Bezinin Ülke Ekonomisine Doğrusal Etkilerinin Manipülasyona Açık Liberal Çözümleri Üzerine Salt Akıl Eleştirileri” isimli eseri okuyorum. Yazarını sormayın bana…

Mehmet Raşit Küçükkürtül: Okumayı çabuk söktüğümü hatırlıyorum. Sanırım ilkokul birinci sınıftaydım. Babam bana, Ömer Seyfettin’den yapılmış seçkiyi hediye etmişti. Artık okuma egzersizlerini geçtiğim bir seviyede ilk kitap…

10 parçadan oluşan bir Tonton Ali seti vardı. Bizim okulun çevresindeki bakkallardan birinde satılıyordu. Ablamla simit paralarını birleştirip o seti tamamlamıştık. Fakat bu çizgi film takip etmek gibi bİr şeydi. Okumayı sökme safhasına ait diye düşünüyorum.

Ömer Seyfettin’in o kitabını okudum. Başka Ömer Seyfettin adaptasyonları, seçkileri de okudum. Ergenliğimin bitimine kadar diye hatırlıyorum, Pembe İncili Kaftan’in Muhsin Çelebi’si gibi sırtıma giydiğim şeylerin üzerine oturmadım. Biz Türkler sırtımıza giydiğimizin üzerine oturmuyorduk. Bu çocuk aklımda yer etmiş, yıllarca böyle yaptım. Başka okuduklarımın da böyle tesirleri oldu. Keşke o zamanlarda bol bol ahlak ve edep kitaplarımızdan okusaydım, seçmeyi birçoğuna göre erken öğrendim ama yine de işte…

Can Fırtına: Okuduğum ilk kitap Rıfat Ilgaz’ın Bacaksız Kamyon Sürücüsü isimli çocuk kitabıydı sanırım. 7 – 8 yaşında okumuştum galiba. Bu ‘belirsizlik’, kitabı ne kadar da “mıh gibi aklımda tutmadığımın” bir kanıtı âdeta. İnanın kitabın sadece ismini ve yazarını hatırlıyorum. İnsan okuduğu ilk kitabın konusunu hatırlamaz mı hiç? Yani düşünün ki, o derece etkilenmemişim. ‘Kamyon sürücüsü’ de olmadığıma göre okuduğum ilk kitap hayatımın bir bölümünü etkilememiş sonucu çıkabilir. İlk okuduğum kitap yine aynı yazarın Bacaksız Sigara Kaçakçısı kitabı olsaydı bir şekilde hayatımın bir bölümünü etkilediğini söyleyebilirdim ama değil.

Yine aynı yaşlarda okuduğum, bir gazetenin yüzyıllar önce hediye ettiği eski, küçük ve mavi ciltli kitap (kapak o kadar yıpranmıştı ki isim ve yazar adı silinmişti) beni, ilk hikâye kitabımı yazdıracak kadar etkilemişti! 4 tane A4 kâğıdını ortadan ikiye katlayıp 16 kitap sayfası haline getirmiştim. Hikâyeyi o sayfalara yazdıktan sonra bir de kartondan kapak yapmıştım. Böylece o yaşlarda kendi kitabımın yayıncısı olmuştum. Her ne kadar kitap ‘2’ adet satsa da bu, ev şartlarında iyi bir satış grafiği yakaladığım anlamına geliyordu (Aynı kitabı anne ve babama ayrı ayrı sattığım için ticari zekâmla gurur duyuyorum!)

Tabiî ki kitabımın konusu ile o mavi ciltli eski kitabın konusu birbirine çok benziyordu. Karşı mahalleyle sürekli maç yapan tıfıllar, aralarındaki çekişme, mahalleden kurtulup şehir takımında top koşturma hayalleri olan bir çocuk falan… Velhasıl o mavi ciltli eski kitabın beni çeken bir tarafı vardı. Belki ilk gençlik yıllarımda futbolla haşır neşir olmamda bile bu kitabın etkisi vardır. Bilemiyorum.

Celal Kuru: On dört yaşından itibaren içimde dolaşan sorulara cevap arayıp durdum. Acaba  İmam-ı Âzam, İmam-ı Şafî, İmam Zeynelâbidin  hazretleri gibi insanlar bu zamanda da var mıdır? On yedi yaşıma geldiğimde ise mahallemize yeni taşınan, yeni tanıştığımız bir ağabey elime “Son Devrin Kutup Yıldızları” adında bir kitabı tutuşturuverdi. Bir gazetenin hediye ettiği bu kitap ilk okuduğum kitaptı ve hayatımı baştan sona değiştirmişti. Okuduktan bir ay sonra da kitapta ismi zikredilen zatların halefleri ile tanışmak nasip olmuştu.

O günden sonra elimden kitap ve dergi hiç düşmedi. Yirmi yedi yaşıma kadar tasavvufî eserlerle iştigal olurken birden hayatıma edebiyat giriverdi ve bir daha hiç çıkacağa benzemiyor. Bazen, ilk okuduğum kitabı elime almak ve her şeye yeniden başlamak istiyorum. O zamanlar on yedi yaşındaydım ve okuduğum kitap da benim gibi ödünçtü. Kitabı iade edeli tam on üç yıl olmuş. Ben hâlâ buradayım. Sanırım.

Üç ay önce sahafları dolaşırken bu kitaba tevafuk ettim. Kayıp çocuğunu bulmuş bir baba gibi sevindim ve alıp kütüphanemin başköşesine yerleştirdim. Büyüklerimizin, “Arayınız, bulacaksınız”   nasihati yine yerde kalmamıştı.

Batı edebiyatından ilk okuduğum eser, John Fante’nin “Toza Sor”u idi. Dimağımda müthiş bir tat bırakmış ve Dünya klasiklerine yönelmeme vesile olmuştu. Son olarak şu yaşadığımı dünya üzerinden “Tatar Çölü” ve “Çavdar Tarlasında Çocuklar”ı okumadan geçmediğim için şükrediyorum. Siz de bu eserleri okumadan dünya üzerinden geçmeyin.

Feyyaz Kandemir: İlk mektebe giderken kitap okuyup okumadığımı hatırlamıyorum. Babamın ekseriyeti dinî kitaplardan müteşekkil kütüphanesinde çocukların okuyabileceği seviyede bir kitap bulunmuyordu. Kitap okumayı teşvik edecek duyarlı öğretmenlerim ise ne yazık ki hiç olmadı.

Orta mektepte ilgimi çeken ilk kitap iki ciltlik bir “Rüya Tabirleri” kitabıydı. 10’lu yaşlarda iken rüya meselesine epey kafa yormuştum. İnsanın gözleri kapalı olduğu halde bir şeyleri görebilmesi esrarıyla cezbetmişti beni. Gördüğüm rüyaların tabirlerini aile efradıma anlatır, kendi rüyalarım bitince onların da rüyalarını soruşturup tabirlerine bakardım. Zamanla bu durumu abartmaya başladığımı gören babam “Rüya Tabirleri” kitabını çok fazla okumamam hususunda beni uyardı ve okumam için başka bir kitap verdi: “Zaferden Zafere – Muzaffer Taşyürek” Başından sonuna kadar okuduğum ilk kitap budur. Yanılmıyorsam 13 yaşındaydım.

Çeşitli tarih makalelerinden derlenen bu eserin üzerimdeki tesiri bir hayli fazla oldu. Kitap hamasî duygularımı kabartması yanında, tarih sevgimi, devlete, devlet idarecilerine, kadim değerlerimize, milletimize ve şehitlerimize olan hürmetimi artırdı. Kitapta, Yıldırım Bayezid ile Doğan Bey arasında vukua geldiği rivayet edilen menkıbeyi her okuduğumda gözlerim dolardı. Şimdi bile okusam aynı hislere kapılabilirim belki.

Betül Ceyhan: İlk olarak 7 yaşımda Parmak Kız’ı okumuştum. Okumayı öğrenmekte çok zorlanmıştım. Babamla okuduğum bir kitabı neredeyse ezberden tekrarlayarak okumayı söktüğüme öğretmeni ikna etmiştim ama hâlâ hikâyelerle aramda bir okuyamama sorunu bulunuyordu. Bu kitabı kendime ödev edinip evin içinde dört dönerken heceleyerek okumuştum. Sonrasında okuma kabiliyetine kavuşup kitapların dünyasına kimsenin elini tutmadan girebildim. Bu kitabın hayatıma katkısı okumayı bir sorumluluk bilip kitaplarla sürekli haşır neşir olmanın faydasını görmektir herhalde.

Rümeysa Karabayır: Net olarak hatırladığım ilk kitap Bir Uzaylı Masalı. 11 yaşındaydım. Bugün Aynalı Babanın düşündürdüklerini o zamanlar Ufi düşündürmüştü bana. Bazen içinde bulunduğum anın gerçekliğinden emin olamayıp gözlerimi tekrar tekrar ovuşturuyorsam sorumlusu bu kitaptır.

Mehmet Emir: Ömer Seyfettin’den İlk Namaz’ı okudum ilk sınıflarda. Başta kitaplıkta sadece bu kitapla ünsiyet kurabilmiştim. Sanki din bana atalarımdan kalan mirasmış gibi bir babacanlıkla yazarların böyle kitaplar yazarak bize çalışmasını ve bunların rejimin okullarında okutulmasını takdir ettim. Ömer Seyfettin yanımda olsa sırtını sıvazlar, başarılarının devamını dilerdim belki. Bu ukalalığım sonraki dönemlere de sirayet etti galiba…

Abdurrahman Mıhçıoğlu: İlk şu kitabı okudum, diyecek kadar zihnimde berrak bir resim yok işin aslı. Beş altı yaşlarında, Risale Yayınları tarafından neşredilen ve Afgan cihadının hikâye edildiği Gazeteci Mehmet serlevhalı çizgi roman serilerini saymaz isek, aynı yaşlarda, Dilipak’ın Kıp Kıp’ını okuduğumu hatırlıyorum. O yaşta, gerek Afgan cihadının yankılarının hâlâ neşriyat yoluyla sürüyor olması, gerek Yugoslavya’dan kaçan Boşnak mültecilerin Almanya’da yanıbaşımıza gelmeleri ve onlarla hemhal oluşumuz, Kıp Kıp gibi eserciklerle de tahkim olunarak Müslüman coğrafyada zalimin bombaları altında can veren masumlarla aynı hissiyatı paylaşmaya, cihad şuurunun erken yaşlarda sinemde makes bulmasına vesile oldu diyebilirim. Masumiyetini kaybetmemiş bir çocuktum o vakitler, nefsimin ruhuma galebe çalamadığı zamanlardı. Bugün masumiyetten nasibim az da olsa, aklımın başımda değil gönlümde olduğu demlerin hatırına aynı hissiyatı farklı derecelerde de olsa hissetmekteyim.  Zira hamuru nasıl yoğruldu ise insanın, nasıl maya tuttu ise küçüklüğünde, şebabeti de şuyuheti de aynı minval üzere devam ediyor.

Dosya editörü: Serdar Kocabaş

DİĞER YAZILAR

10 Yorum

  • Edebifikir Okuru , 21/09/2021

    Herşeye sazan gibi yüzsüzce atlayan ben buna da sazan gibi atlamazsam olmaz. Ben ilk okuduğum kitabı tam olarak hatırlamıyorum fakat kitap okumayı sevdiren ve ondan sonra kitap okumanın işkence olmaktan çıkıp bir zevk haline geldiği kitabı hatırlıyorum 11 yaşımda 6. sınıfta iken Emine Şenlikoğlu’nun Ne Olur İhanet Etme kitabı ile kitap okumayı sevmeye başlamıştım. Ondan önce okuduğumu hatırladığım bir Yalnız Efe var Ömer Seyfettinden. Emine Şenlikoğlu’nun o kitabından sonra kitap okumaya başladım. 2. Olarak ne okudum tam hatırlamıyorum ama o yıl Prof. Dr. Robert Frager’in Aşktır Asıl Şarap kitabını okumuştum şarabın ilahi aşk demek olduğunu bilmeden.. Sonra ortaokulda iken Halit Ertuğrul, Gülten Dayıoğlu’nun kitaplarını okumuştum. Bunların dışında Suç ve Ceza, Delikanlı (yarıda bıraktım Delikanlı’yı), Polyanna, Robinhood, Heidi vs. gibi kitapları okumuştum… Güzel günlerdi..

    • Wu Şu , 22/09/2021

      “Emine Şenlikoğlu’nun Ne Olur İhanet Etme” Aa evet böyle bir kitap vardı :)) pek bi arabeskvari kitapti… Gülten dayıoğlu’nun kitapları da insancıl, naifti sanki..şimdi siz yazınca hatirladım :)

      Bazı yeni yorumlar vesilesiyle konuya tekrar göz gezdirip, sitede yıllar önce yazdığım yorumlara denk gelip şaşırıp tebessüm ediyorum :)

  • aşikar merve , 07/08/2015

    Bilal Can’ın okumayı öğrenmeden yazmaya başladığına şahitlik edecek yüzlerce insan var.

  • Nihale , 07/08/2015

    Ah bilal can, munis çoçuk. Çocukken de mi öyle hüzünlüydün

  • selma , 07/08/2015

    enteresan Kemalettin Tuğcu cevabı yok.

  • son kitap , 06/08/2015

    Aydoğan K bir kitap olsaydı şayet, ömrüm boyunca sadece onu okurdum , başka da kitap okuma ihtiyacı hissetmezdim.

  • hayal.meyal1 , 06/08/2015

    yazılarınızı okurken kendimi çok iyi hissediyorum :)

  • acemmavisi , 06/08/2015

    ilk okuduğum kitap Battal Gazi’ydi. Kuzenim sınıf öğretmenliği okuduğu için benim üstümden staj yapardı. O yüzden 4 – 5 yaşlarında harfleri öğrendim. Battal Gaziyi elime alır resimlere bakar bir iki harfi de yanyana birleştirir kendi kendime hikâye kurgulardım. ama beni kitaplara aşık eden ilk kitap Zekeriya Kaya’nın Kır Çiçeği’dir. Allah ilkokul hocamdan razı olsun. istemeye istemeye aldığım o kitabı onlarca kez okumuştum. sonrası malum ..

  • Furkan , 06/08/2015

    Şimdi inşaattan gelmiş canı hiç birşey istemez bir haldeyken bu konuyu gördüm .
    Eyvallah ilk kitabım dün gibi aklimdadır kim yazdı bilmiyorum ama zümrüdü anka kuşu adlı fantastik hikaye kitabıydı googleden arattım bulamadım nasıl mutlu oldum zaten kitabım kayıp nerde olduğunu bilemiyorum manyak gibi yüz kez felan okumuştum derdime neyse. Güzeldi o günler bu kadar yorulmuyordum beni seven birileri vardı. Ilk okul beş olmadı lazım yine bir kitaba takıldım iki yıl okul tatili diye salak saçma çocuk maceraları içeren bir kitap bir kıza verdim kitabın resimli yerlerini boyamış hemde pastel boyayla tövbeee o zaman çok kıymet veriyorum kitaba bağırdım çağırdım kızı ağlattım sonradan ögrendim kız beni seviyormuş o yüzden boyamış bilsem aglatırmıydım ah ah bir kitaptan nerelere geldik nerde benim benim zümrüdü anka kuşu Hikayem ya iki yıl okul tatili? Nerde ilkokul karnelerim?

    Adamı sızlatıyorsunuz kardeşim sanane benim ilk okuduğum kitaptan

  • yesil_kalb , 06/08/2015

    Bir insanın ilk okuduğu kitabın sorgulanması belki geçmiş yuzyıllar için mühim bir kıymeti ve etkiye sahip olabilir.

    günümüz için bu sorgulamanın bu kadar meta içinde doğru yapılabileceğini ve insanı bir neticeye taşıyacağını sanmıyorum.Çünkü belki de ilk okuduğumuz kitap fişlerden oluşan katologdu..belki resimli hikayelerdi…bunlarda kitap nihayetinde.

    O zaman belki “ilk bizi okuyan kitap” “bize bizi okutturan kitap”sorgulaması yapılabilir.

    “Bu kadarı da fazla ama” demeyin..sevemediğiniz bu yaz gününde daha realist sorgulama beklemiyordum zaten :)

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir